Hilal zor durumda Salib vuruyor,
Gafil Müslümanlar, saf, saf duruyor,
Vicdanım, nefsimden, hesap soruyor,
Yanlış yapılan hesap Bağdat'tan döner.
Ehli salibin ışığı, ebediyyen, İnşallah söner.
Ana gib yar, Bağdat gibi diyar,olmaz,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Demokrasi adına Mr. Buş'a ithaf
Farkı var mı sorsak Buş’la Saddam’ın
Farkı olur mu iki deli adamın
Celladı oldular bir çok idamın
hem celladıydılar mağduru hemin
Hani insan hakkı özgürlük bir de
Cenevre Yasası acaba nerde
Buş’un çizmesiyle ezilir yerde
Ülkemiz olmasın bunlara zemin
Utanma iğrenme duygunuz yoktur
İnsanlığa sizin saygınız yoktur
Aşağıladınız kaygınız yoktur
Abu Gareb’de kan akmıştı demin
İki yüzlülüktür tüm yaptığınız
Paradan ibaret tek taptığınız
İnsanlıktır sizin hep kaptığınız
Demokrat Irak’ta söz hakkı kimin
Askerlerin neler etmiş Irak’ta
Iraklılar karar versin bırak da
Katledip durdunuz çölde çorakta
İnlettiniz halkı hep inim inim
Buş utanmaz mısın, kendi halinden
Demokrasi düşmez idi dilinden
İpin ucu artık çıktı elinden
Basra Körfezi’nde batıyor gemin
Sana da aynısı olsa ne olur
Eden ettiğini bulsa ne olur
Başınız belada kalsa ne olur
Sonu berbat olur zalimin kemin
Demokrasi deyip nasıl kandırdın
Cahil Iraklıya öyle sandırdın
Saddamları rahmet ile andırdın
Herkes intikama ediyor yemin
Irak’ın freyadı dünyayı sardı
Saddam’la iktidar kavgan mı vardı?
Kıskançlıktan size bu dünya dardı
Kurusun ellerin kalmasın nemin
Bir gün ettiğini bulacaksın sen
Resimlere bakıp bileceksin sen
Abu Gareb de de kalacaksın sen
Yıkılır saltanat yok olur cemin
Mikdatî der sende insanlık kayıp
Hayvan derdim sana hayvana ayıp
Esfelin esfeli daha acayip
Firavun’la dahi sizlerden emin
Mikdat Bal
İişte demokrasi!
Demokrasi gelecekmiş
Geldi, işte demokrasi!
Saddam haddin bilecekmiş
Bildi, işte demokrasi!
Katlettiler büyük küçük
Herşey ayan herşey açık
Yüzbinlerce masum çocuk
Öldü, işte demokrasi!
İşkenceden çürüterek
Çırıl çıplak yürüterek
Poz vererek kırıtarak
Güldü işte demokrasi!
Mahküm bağlı iki büklüm
Cehennemî sıcak iklim
Hapishane tıklım tıklım
Doldu işte demokrasi!
Bağlı kalır uzun müddet
Tattıkları nefret, hiddet
Hep işkence, vahşet, şiddet
Saldı,işte demokrasi!
Sözde zulüm bitecekti
İrak’ı hür edecekti
Düzeltip de gidecekti
Kaldı, işte demokrasi!
Der Mikdatî, her yer harap
Demokrasi gözde serap
Sunni, Şii, Kürt ve Arap
Böldü işte demokrasi!
Mikdat Bal
inşallah can dost inşallah. çok güzel anlatmışsın mazlumun feryadını. allah bizleri affetsin. yapamadıklarımızdan dolayı.
yüreğine sağlık can dost.
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta