Bu sabah bir martıyım enginde.
İlk ışıklar düşmekteyken denize,
Kanatlarım özgür maviliklerde,
Tüylerinde oynaşır bir haylaz pembe.
Onsuzdum...
Aşkın deryasına alevden bir nehir akıyordu.
O nehir deryayı yakıyordu.
Gönül buna hayran bakıyordu.
İniltisi arzın kalbim gibi,
Dağ başında duman olsa, kar olsa,
İçerinden yanar olsa, kor olsa,
Kolaylar içinde hayli zor olsa,
Geçer misin, ne de olsa el deyi?
Yüzünde denizin dalgaları,
Gözlerinde toprağın buğu,
Büyüdük işte tek derdimiz bu.
Canı gönül alemdir, deryada derya varken;
Yeni baştan kurulur, çırpınıp yalpalarken.
“Bildiğin ne” der rüzgar, “deryada bir damlayken!”
Gönlün sevdamı öğüttü değirmeninde
Zamanı sen, vefasız…
Demezsin ne haldedir,
Yangınımı görmezsin,
Bir görevi, gereği vardır taşın bile
Duvar olur, yuva olur, korur.
Mermer olur, kederini, kaderini
Taşır içinde dünyanın.
Dili vardır; görene, okuyana.
Yüreğimi kanatarak
Batan, biten güne karşı,
Söz geçmez ölüme nispet
Davetkâr denize karşı
Şöyle köpük köpük
Yalan!
Gelişiyle gülşen oldu gönül denen bomboş oda.
Gül dalından bad-ı saba esti; yandı yürek oda.
Geç anladım sevda yalan, yalan her şey gibi o da.
Bir tek gözyaşımdır gerçek, bir de ölüm şu dünyada…
Renk renk, türlü türlü
Pembesi, beyazı, moru var.
Kapkara, kopkoyu, dipli dipsiz kuyusu
Tadı var, kokusu var




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!