AYSEL ÖĞRETMENİM
*
Çocukluğumda köyümüzde okulların açıldığı davul zurna sesiyle duyurulurdu. En önde Deveoğlu Dayı zurnasıyla, oğlu davuluyla “Tuna Nehri” marşını çalarak, arkalarında üç beş minik çocuk ve yanlarında öğretmenleri ile sokak sokak dolaşırlardı. “Bu davul, zurna sesi de neyin nesi?” diyenler bu küçük kalabalığı görünce “Haaa, okul açılmış!” der, işlerine dönerlerdi.
*
Oysa çocukların çoğu Ekim ayı sonuna kadar mısırlar, pancarlar, bostanlar kaldırılınca kadar işten başlarını alamazdı. Oğlanlar öküz gütme; kızlar tütün, halı dokuma, ot yolma derken okula gönderilmezdi.
*
İşler, güçler azalınca Cumhuriyet Bayramı’na yaklaştığımız günlerde birer doğru birer ikişer okula başlardık. Güneşten yanmış yanaklarımız, kuyu ve çay suyundan çatlamış dudaklarımız, kirlenmiş ellerimiz, uzamış saçlarımızla okula gelirdik. Öğretmenler bizdeki bu değişime şaşkın şaşkın bakarlar, “Ne oldu sizlere yaz boyunca?” derlerdi. Okulun bahçesindeki çeşme başında çakıl taşlarını sürte sürte el yüz temizliğiyle başlardı ilk günler.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta