Çağırdı fısıltı ülkesine inançlara ayna tutup, kalbini küle tutmuş yangın gözlü hokkabaz, münafık sarayında altın tacı pas tutan gafil!
Eskidi kaç kez, yaşlandı, düştü pul yerine değeri, anıyı ağırlamakla geçen yaşamında üstündeki yabancı ile uykulara yattı, daldığını sandı derinlere, hafif kalmıştır uykusu hep!
Öğrenemedi gitti yitirdikçe acının ve aşkın iklimini yüreksiz; kimsesiz bir ölümle değişecek kendisini!
Bilemedi yaşanmamış yaşamlardan alacaklı olduğumuzu, kendisi de öyledir kim bilir? ! .
Bir yağmur sonrası gökkuşağına tutunup geldi derken mutluluk, dalamadı ne yazık renk renk odalarımıza, yağamadı huzurdan birer damla ruhumuza!
Esmer bir hüzün bıraktı yüzümüzde, giderken bıraktığı göz izlerinde özgürlüğe özlem!
Oysa özenirdi peşine düşmeye yırtık kara lastikleri Recep Emmi’nin!
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.
Ayların sırtında yıllar taşındı,