Ayakyolu Şiiri - Attila Kızılhanoğuz

Attila Kızılhanoğuz
3

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Ayakyolu

Eski günleri andım içerken arpa suyumu
Önceki gece de gelip içince böyle oldu
Çevremdeki sesin yıldızlarla yoktu uyumu
Bu karmaşada, biraz olsa da gözlerim doldu

Tüm gece, geçenleri anıp aktım evrenlere
Duygulanınca, gözümü arpa suyuna diktim
Dilerken de el sallayabilmeyi gidenlere
Karnım guruldadı, kalkıp ayakyoluna gittim

Ayakyoluna gitmek için koyulunca yola
İçkilice dönen başımın alevi sönmedi
“Yarasınlar!” diyesim geldi bir sağa, bir sola
Ancak söylemedim; açıkçası, dilim dönmedi

Sağımdaki paylaşıyorken öz acılarını
Arkadaşı dinliyormuş gibi içki dikiyor
Solda oturan sevmiyormuş öz bacılarını
Önündeki de eşinden gizli tütün içiyor

Ancak, sessiz olana acımasızdı burası
Çok yalnızdı, dikmişti gülüşenlere gözünü
Sessizlikten geberecekti, geldi bağırası
Ancak bağırsa da, kime dinletecek sözünü

Ayakyolu düşündüğümden daha çok uzaktı
Guruldamalar da çoğalmış, karnımı deliyor
Biraz daha gidince, alnımdan soğuk ter aktı
Arkama baktım da, iki mutlu kişi geliyor

Düşürdü düşüncelere beni gülüşme sesi
Bu kez kendimi iyice düş sularına attım
Yine gözümdeydi sevgililerin öpüşmesi
Dalmak üzereyken, birden ayakyoluna çattım

O iki kişi kadın bölümüne yürüyünce
Birlikte neler yapacaklarını bilemedim
Bizim arkadaşın da işi çok uzun sürünce
“Sıç kotar artık,” demek istedim, ancak demedim

Beklerken, düşünceler denizine daldım geri
Dedim, içmeye gelmişim deliler arasında
Böyle bir ortam görmemiştim çok eskiden beri
Ne oldu da kaldım böyle karanın karasında

Baktım, bu kez yavşıyordu bir erkeğe bir erkek
Yavşanılan dedi, “Yürü, yoksa seni döverler”
Neler oluyordu burada, olamazdı gerçek
Böyle karmaşık ortamın anasına söverler

Dedi, “Dedem yerindesin artık, utan yaşından”
Bilemedim neden soktu araya dedesini
Dedi, “Kim kırıldı, kim kaldı dağından, taşından”
Yine de soktu araya babayla annesini

Bu karmaşa içinde, ilginç ezgiler çalıyor
Benim dışımda, bunlar artık buraya alışmış
Burada yalnızca bana arpa suyu kalıyor
Bu ortam en delilerin delisine yakışmış

Guruldanırken çok kişi gitti, birkaçı kaldı
Birden de artık az kalsın, yırtılacaktı bu don
Dalacakken yine, çok tanıdık bir ezgi çaldı
Birkaç kişi söyledi birden, “ Bu son olsun, bu son!”

Ben kapıyı açıp, “Bu son olsun,” diye bağırdım
Ancak, bizim arkadaş artık yerlere yayılmış
Ayakyolu kapısından, çalışanı çağırdım
Dedim, “Bir arkadaş götüyle içmiş de, bayılmış!”

Çalışan, iş arkadaşlarına dedi geldiler
Ben de sessizce mırıldanıp, onları izledim
Çalışanla arkadaşları orayı sildiler
Doğrusu, mırıldanıp guruldamamı gizledim

Sonunda, karnımı yatıştırmak için oturdum
Daldım ilgimi çekince gömleğimin dokusu
Güzelce dalabilmişim diye, öylece durdum
Ancak, incitiyordu burnumu bokun kokusu

Dışarıda, görmediğim yaşantı var bir sürü
Böyle olması da birazcık iç karartıcıydı
İlginç bir ortalıktır da, yoktur biçimi türü
Ayakyolundaki dinginlik de şaşırtıcıydı

Biraz da olsa, dışarıdakileri düşündüm
Öpenlerle öpülenler birbirini sever mi?
Birbirini sevmez diye, üzüntüye büründüm
Öyleyse, yavşanılan da yavşayanı döver mi?

Uzun süre daldım derince bunları düşünüp
Böyle düşünceler, duygusal algımı yok etti
Işıklar da incitmeye başladı yanıp sönüp
Açıkçası, yaşadıklarım günümü bok etti

Kimlerin içten “Yarasın!” dedikleri bilinmez
Arada da, bir arpa suyu üzgünce yutulur
Acılarını paylaşanın acısı silinmez
Paylaşılan acıların da çoğu unutulur

Düşünmemeliyim başkasının yaşantısını
Öz yaşantımın eksikleriyle avunmam gerek
Görmek de istemem bu yaşamın uzantısını
Benden daha çok yaşamıştır kapıdaki köpek

Yaşantımı buraya atsam bile, kimse almaz
Böyle yaşamak yerine ben yaşamaz olaydım
Ancak bunu bıraksam da, acısı beni salmaz
Başkasına verip de ben onunkini alaydım

Kimse kapıya gelip, “Çık artık!” bile demedi
Oturmuş tümü, arkadaşı sağında solunda
Bu yaşamdan kurtulmak istedim, götüm yemedi
Birden, karanlık çöktü başıma ayakyolunda

Yanıp sönen ışıklar artık bezdirmişti beni
Bu bile gitti acılarıma dayanamadan
Karanlıkta, bir daha andım gidip gelmeyeni
Gözüm yaşardı neden gittiğini anlamadan

Göz yaşımı saklamak istedim, sırtım eğildi
Yaşam boyu gizledim acımı, kendimden bile
Acılarım da bir değil, giden de bir değildi
Şimdi yok olsam, kimse adımı getirmez dile

Gönlümdeki tüm çiçekler artık solup sararmış
Ağaçları ölmüş, kalmış yaprakların sarısı
Ayak yolundaki ışık gitmiş, gözüm kararmış
Gecemin de yıldızları sönmüş, kalmış karası

Yerimde olsa başkası, dengesini yitirir
Sıkılır başkasının yaşamını gözlemekten
Bundan da çok düşünmez, yaşantısını bitirir
Sonrasında da, korkmaz yaşamını özlemekten

Yaşantımda, çoğu kişi beni pek anlamadı
Benim de yaşam boyu anlamadıklarım çoktu
Tanıdıklarımdan da kimse beni tanımadı
Senin dışında da, beni bunca dinleyen yoktu

Yetti artık dışarıdan gelen ezginin sesi
Yaşantımı atmak için de yoktu bir gözenek
Önemi yok artık, kalmadı sonrası, öncesi
Düşündükten sonra, elimde kaldı bir seçenek

Böyle anlamsız yaşamın anasını satayım!
Bu karmaşayı bana bir tek denizler açıklar
Kalktım, dedim bu yaşantıyı denize atayım
Ayakyolundan çıkarken, geri geldi ışıklar…

Attila Kızılhanoğuz
Kayıt Tarihi : 7.3.2026 18:40:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!