Totemi hayatın bölge sınırları dışındaki dış dünya ile etkileşimi yoktu. Totem alan izoleydi. Doğada beslenici sağlama yapan yerdi. Totem düzenli sağlama yapıcı ortak paydayı belirten yönetim imgesiydi. Ortak paydaya ilişkin girişmeler grubun ortak aklını ve grubun ortak bilincini belirleyen nesnel koşullar dinamiğiydi.
Totem grup bu ortak akıl girişmeleri ile üreten ilişkiler içine girecekti. Üreten ilişkilerin temelinde ortak akılla ortak yapabilirlik vardı. Ortak birim zamanlı konfigürasyonlar vardır. Üreten grup içi ilişkiler, grubu dışa açılmaya zorladı. Grubu kendisi gibi üreten diğer grupla etkileşim yapmaya zorladı. İttifakı takasları ile grubu ürün değişimi yapmaya zorladı.
İşte izole grubun ilk kez dış dünya ilişkileri içine girdiği bu ilişkilere, ilk ittifaklar veya ön ittifaklar diyoruz. İlk ittifaklar üreten ilişki bazlı ilahi ahd ittifaklarıydı. İlahlar üreten hem cinslerdi. İlk ittifaklar uygarlığı yaratan, üreten eşitler ittifaklarıydı.
Oysa köleci ittifaklar biat etme, vergi alma veya ganimet edinme ile mülk sınırlarını belirten savaş ittifaklarıydı. İttifakın biri üretmeyi ve ürün takasını kendisine girişim eksenli çevrim yapıyordu. İlahi ittifaklar üretim hareketi başlatan iki grubun uygarlık başarısıydı.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta