dokunduk
şeytan bana
ben ona
tersten yazsam negatifi
pozitif olur mu
k i m söyler
derlenip toparlandı dünya
yeni günün vuruşlarıyla
üstüne sinen suçların tozlarını silkeleyip
nakışlarını söktüğü eskileri eline alıp
kirli sandıktan
Hayat
Bir adım öndeyim senden
Koş
Yakala yakalayabilirsen
Uzandım yatağıma
Hadi
yediveren güllerinden damladı
sızısı yüreğime
akıl almaz öykülerden
bir yenisi daha akıyor damarlarımda
lanetler dökülüyor bulutlardan
kahreden bir türküde ağıt
yakılası yokluğun
gitmeli bir yerlere
bir yerlere atmalı kendini
değişen günlerin esaretinde
Yedi günde yaratılmış her şey. Yedi gün. Evrene sığınan dünyada ilk tohumları atılmış insanın. Erkeği yaratmış tanrı. Ve kadını yaratmış. Hangisi önce, hangisi sonra, ne önemi var? Yaratılmış, erkek ve kadın. İnsan yaratılmış. Sonra azar azar, bir tutam ondan bir tutam bundan, baharatlar katılmış hepimizin içine. Kimisine biraz acı, kimisine biraz ekşi. Biraz tatlıyla birlikte biraz da güzellik katılmış hamurumuza. Biraz çirkinlik düşmüş kimimizinkine. Biraz iyilik, biraz kötülük. Bazen kaçmış kantarın ölçüsü ve bu özellikler kimilerinde fazla olurken kimisinde yetersiz kalmış.
Gün geçtikçe çoğalan insan nesli için aniden yöneticiler göstermeye başlamış kendini. Nerden çıkmış, nasıl çıkmış belli değil! Mantar gibi çıkan yöneticilerle yönetilmeye başlanmış insanoğlu başlarına bir hal (!) gelmesin diye. Öyle ya çokluğun olduğu yerde olmaması gerekenler olurmuş sonra. Hem niye bu nimetlerin büyüğünden kendileri, hem de hiç çalışmadan yarar sağlamasınlarmış ki!
Korkmuş kimi zaman insanoğlu. Korkmuş gök gürültüsünden ve ulu bir güç olduğuna inanmış onun. Ateşi bulup yakıcılığından etkilenerek ve kendilerine zarar vermesinden korkarak tapmışlar ona. Bütün istekleri onun kendilerine zarar vermemesiymiş ama elbette ki en acısını yaşamış bu zararların zaman zaman. Ormanlar yanmış, evler kül olmuş, cayır cayır yanmış canlarının bir köşesi. “Cehennem bu olsa gerek” diye düşünmeden edememişler. Aşılması güç olduğuna inandıkları okyanuslar için Poseidon’a görev verilmiş. Aşk için Eros ve Afrodit seve seve kabullenmişler görevi. Toprak için Kybele tüm verimliliğini dökmüş doğanın bağrına. Bir de bereket tanrısı düşünülmüş ardından. İyi ve korkunç olan her şeye bir tanrı tayin etmiş insanlar. Ama bu tanrıları yönetecek bir başka tanrı da bulmuşlar; Zeus! Tanrıların tanrısı. Öyle ya, onların da bir yöneticiye ihtiyacı varmış. Onları da yönetmek gerekiyormuş. Küçük tanrıların büyük tanrısı tüm haşmetiyle kurulmuş Olympos dağındaki sarayına.
kanıma vuran yalnızlığın sahte sıcağında uyuşmuş çığlıklarımın ayaza bulanmış harfleri yitiyor
farkında olmadan/kıvrak inceliğinde sensizliğimin/süzülüyor…
bir yılan misali dans eden özlem/ruhuma damgasını vuruyor gün be gün/en soluksuz duaları hiçe sayıp
…ardımda göz yaşlarım
sensizliği vururken saatler bir kez daha/bir bir sönüyor şehrin ışıkları/uykuya dalmış aşk
/dilimde haykırışlar…kara bir büyüye tutunmuş lanet/duymuyor…durmuyor yürek…karşı koyup öfkeme
kırılan ışıkların yansımasında
oynaştı renkler
dört dönüp her yanımda
aldılar aklımı başımdan
sessizce döküldü
aydınlık etmişti günümü gözlerin
dizelerim vardı…masmavi
içinde sevinç uçuşan
erimiştim…damla damla
dokunuşuyla sımsıcak sözlerinin
ruhuma
“varoluşun gizeminde geziniyor sarhoşluğu hayallerimin
eskizi çizilmiş bu tablonun rengi belli bile değil”
./..
(başlarken)




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!