Atatürk e şikâyet mektubu 1
İpi hür de kendi esir,
Gezenleri gördük Atam.
Memlekette bir tek cesur,
Ozanları unutmadık.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Biz de asla ve kat'a, yalan yanlış bilgilerle yeni nesli aldatıp, onları dinlerinden imanlarından ve Kur'an'larından koparıp batının batıl felsefelerine tabi kılıp adına da medenilik diyen nadanları unutmadık ve evlad-ı ayallerimize de unutturmayacağız! Mahşer günü milyonlarca masum ve mazlum Mü'minin elleri bu zalimlerin ve canilerin ve de dinsiz, imansızların yakalarında olacak!
İyi şikayet etmiş
belkim duyar diyeceğim amma
Hakikat varken
neeeeysseeeeee
"YA MUHAMMED! ALLAH İSTERSE, ELBETTE DİLEDİĞİNE DUYURUR AMA SEN ASLA KABİRDEKİLERE (ÖLÜLERE) DUYURUMAZSIN!" -Ayet-i kerime meali-
Bir Müslüman şikayetlerini ve isteklerini ancak alemlerin Rabbi olan ve her daim her şeyi işitip gören ve de (sırı teklife uygun olan dualara) cevap veren Allah'a yapar. Ölmüş insanlardan medet ummak, O Allah'a şirk koşmaktır ve Allah, şirk koşan insanları asla affetmeyeceğini söylüyor.
Allah, azıp, dinin emirlerini terk edip, yasaklarını çiğneyen ve masum insanlara zulmeden cümle zalimleri ve de nadanları ya ıslah ya da itlaf etsin amin!
Rıfat Abim aslan yürekli ozan abim yüreğine sağlık.Harika bir şiir.
Önecelikle güne güzel bir şiir düşmüş seçki kurulunu tebrik ediyorum.
Ulu Önder biraz daha yaşasaydı belki ülkenin durumu daha iyi olabilirdi.
Onun ilke ve ınkılaplarına ne yazıkki sahip çıkamıyoruz.Şu on yıl cumhuriyet tarihinin en karanlık yıldır.
Şairi bu ender eserinden dolayı tebrik ediyorum.Saygılarımla...
Kavram arkasına girip,
Çullarını yere serip,
Memleketi sele verip,
Kök kapanı gördük atam
NE KALKAN, NE ROZET, NE BÜST…
Herkes kendi idolünü yaratır.
İdealleştirdiği kişi ne bir puttur, ne bir büst, ne rozet, ne kalkan.
Günümüzde sadece “Atatürk” diyerek kendini aydın zannedip ağzından cerahat akıtan o kadar yobaz, kara cahil var ki…
Bütün bildikleri “Atatürk şu tarihte şurada doğdu, düşmanı kovdu, yurdu kurtardı cumhuriyeti kurdu.”
Gerçekten günümüz okumayan insanı için çok büyük bir mesafe katetme bu.
Kimileri, bilmem kime benzettikleri Atatürk’ün kalpaklı rozetini takarak en önde ilerler yurtseverlikte…
Kimileri, sembolik de olsa, bir büst (üdol) bir totem, bir tanrı önünde zannedip, adı saygı duruşu olan bir dakikalık sessizlikle anmış, saygı göstermiş olur.
Bir cümle ile, biz, ölmüş dedemizin, babamızın resmi önünde hazır ola mı geçiyor ve sessizce bekliyoruz. Okusanıza bir Fatiha. Yok efendim, o zaman ruhu şad olur. Ruhunu şad etmeyelim. Sadece önünde ellerimiz yanlarda, nefesimizi tutarak duralım.
Kısa bir cümle ile de şunu hatırlatacağım.
“Yiğidi öldür, hakkını yeme” sözü misali, Atatürk düşmanı kesilenler, hiç mi Atatürk’ün bu ülke için yaptıklarını görmüyorsunuz?
Anlayış şu mu?
Benim sevmediğim birinin (düşünce sisteminin) sevdiğini ben sevmem.
Sen kimsin ki, bir başkasının düşüncesine ipotek koyuyorsun?
Senin ondan fazlalığın ne?
“Yücelmiş birini aşağılamak, yüceltmek istediğimizi yüceltmez…”
*
Sanatla ilgili Atatürk diyor ki:
“İNSANLARDA BİR TAKIM İNCE, YÜKSEK VE ASİL DUYGULAR VARDIR Kİ İNSAN ONLARLA YAŞAR. İŞTE O İNCE, YÜKSEK, DERİN VE ASİL DUYGULARI EN ÇOK DUYABİLEN VE DİĞER İNSANLARA DUYURABİLEN ŞAİRDİR.”
Atatürkçü olanlar!
Atatürkçüyüm diyenler!
Madem Atatürkçüsünüz, Atatürk’ün bu sözünü kulağınıza küpe diye takın.
Yoksa şairim diye, şiir sitelerinde gezmeyin…
*
Kısa bir hikâyecik:
“İngiliz ateşemiliterinin sorduğu bir sorunun cevabıdır:
Anasının ve babasının asilliğiyle iftihar eden Tedoz, İtalya yarımadasına inmek isteyen Türk Attilâ'ya, barış görüşmesinden önce sormuş:
'Siz hangi asîl ailedensiniz?' Attillâ da ona cevap vermiş: 'Ben asîl bir milletin evlâdıyım!' İşte benim cevabım da size budur!' (1920)
*
” Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” (1923)
***
Günün şairi seçilen Rıfat Kurtoğlu’nu ve günün şiirini gönülden kutluyorum.
SEÇİCİ KURULA DA AYRICA TEŞEKKÜRLER.
Güzel bir yergi.
Hem düşündüren, hem yön veren, hem eleştiren.
Yüreğine, kalemine sağlık.
Yolun açık, kalemin daim olsun.
Sazın çalsın, dilin söylesin.
Sevgi ve saygı ile.
Hikmet Çiftçi
16 Temmuz 2013
“GERÇEK DOSTLAR BİRLİĞİ”
bu şikayet dilekcesinin altına hatta her satırının altına imzamı atıyorum.yazanıda tebrik ederim ellerine yüregine saglık...10 puanla tebrik ederim...
Eger Atatürk su an bizi görseydi.Yazanada,yayinlayanada,okuyanada,yorum yazanada 'yaziklar olsun,beni ne hallere koydunuz'derdi.Atatürke saygi gösterelim ama bu siirle degil.
* Vatan bayrak ve Ulusal Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk
sevgisiyle dolu özgür yüreğinizi sonsuz kutluyorum...*
* 10 Antoloji Yıldızı *
Bu şiir ile ilgili 10 tane yorum bulunmakta