ASYA ŞİİRLERİ

ASYA ŞİİRLERİ

Abdulkadir Azaklı

Terör saldırıları aldı başını gidiyor.
Yazık askerlerimiz hiç uğrunda ölüyor.
Devletimiz nerede niçin önlem almıyor.
….Avrupa’yı Asya, yı fet etmek neye yarar.
….Gençlerin hesabini vatandaş bir gün sorar.

Böyle devam edemez bu terör durmalıdır.
..

Devamını Oku
Ahmet Ergin

Kuş uçmaz dağların karı
Yaktı beni ahu zarı
Çiçeklerin arıları
Peteklerin balıyım dost

Asla vermem karışını
Sevmem benlik yarışını
..

Devamını Oku
Mustafa Sarıkaya 2

Efsaneler yaşanacaktı anında,
Büyük yürekler bekledi yuvalandı kalbinde,
Her şey ona dostu,
Ortaklık verdı aralarında asırlardır.
Türkün ötükeni vardı,
Kuşlar türke algışlardı,
Dalından ordu koşulsun,
..

Devamını Oku
Selaattin Çoban

KÜRT KARDEŞİM
Beraber donduk seninle allahuekber dağlarında
Çanakkalede beraber savaştık çocukluk çağlarında
Beraber güldük seninle izmirin üzüm bağlarında
Gelde uyma ermeniye canım benim kürt kardeşim
****
Hep beraber hüzünlenirdik reyhani vurdumu saza
..

Devamını Oku
Ziya Arifoğlu

Bir zamanlar çocuktuk,
Annem, babam da vardı.
Kardeşlerim oldu, arka arkaya.
Ve de öldüler kalmadılar bakaya.

Yad ile analım onları,
Tahsin, Bedriye, Ali, Mehmetali...
..

Devamını Oku
Faruk Bakuri

Ok dağı tur ok dedi
Ok aser azer idi
O mahtı turun dağı
As oğul ona gidi

Ok as o oğul tur ok
As soyu asil uruk
..

Devamını Oku
Ertuğrul Aydın

I.

bir parça asya alır
mısra demlerdim gagauz ırmağında
siteler boşalırdı avuçlarıma
bir tek
a/saf hal/et bilirdi
..

Devamını Oku
Ercan Cengiz

Çar-Mıx

berisi satılık yüzyıldır ötesininse tapusu yok
henüz bakirdir toprak
Munzur berrak akar Fırat’a
yavaş git aslanım yavaş / dedem kadar yok sabrım

..

Devamını Oku
Mevlüt Bicik

Teşekkür ederim arkadaşlar hepinize.
Rabbim saâdet,huzur doldursun cebinize.
Yorumlarınız cesâretime cesâret katıyor,
Ezelî îmân kodlansın,neslinize-çipinize..

Güzele! Başka ne denilebilirki elbette güzel.
Bu şiirde; gâyet hüzünlü olmuş hemde özel.
..

Devamını Oku
Emin Zeybek

Şair bir bilinmezdir, gizem dolu hissiyat
Her bakışı damladır, duyguları bir ırmak.
Yüreği her dem ateş, buz tutsa da kâinat
Heceleri duadır, mısraları tapınak.

Benzemez hiçbir anı, başkalaşan anına
Sanki tek bir bedende binlerce siması var.
..

Devamını Oku
Asya Bozdağ

Ben neden böyle küçüğüm anne...
Yüzümdeki çizgiler,kalemlemi çizildi.
Uyumak istiyorum ama.... sesler uyutmuyor anne...
Benim ellerim çamurlu ve kapkara
Avuçlarım neden bomboş anne...
Uyumak istiyorum ama....sesler uyutmuyor anne...
Kurumuş toprakta,yalınayak kalmışım,
..

Devamını Oku
Fazilet Sayılan Peker

ikide bir gözüme sokup durmayın
yüzümdeki jilet yırtığını yılların
yanaklarımın iki yanında iki çekül
çeker durur yere doğru
kaldırdıkça dik başımı
suyunu kaybetmiş toprak
tenimde faça derin darbe
..

Devamını Oku
Bilge Atam

Ne ela, ne kara gözlüye.
Ben aşığım, Ülkü Kıza.
Ne sarışın, ne kumrala.
Ben aşığım,Ülkü Kıza.

Ülkü Kız, uzaklarda.
Afrika ve Asya da.
..

Devamını Oku
Emin Baydil

İnmiş bir nur göklerden,
Yıldız güzeli Aykız.
Denizlerden ve yerden
Dünya güzeli Aykız.

Günlerden bir gün imiş,
Bülbüle düğün imiş,
..

Devamını Oku
Ali Koca

SEVGİ…

Sadece Keremin Aslısı, Leyla’nın Mecnunu değildir

SEVGİ…

Yaşam ile ölümün arasındaki bir saniyedir.
..

Devamını Oku
Emine Yeniyol

Bir köprüdür İstanbul
Asya Avrupa arasında
Bir efsanedir İstanbul
O güzel yapıtlarıyla


Tarihinde niceleri
..

Devamını Oku
Mehdi Gelecek

süt bal yağ..üstelik..çağ bu çağ
emek ekmek ile besleneceğine
sarıp sarıldığı sofralarına yaydığı
mayası ahlaksızlıktan bağ bağ
,
yal..yalanlarla beslenip gelen
edepsizlerce ballandırılıp getirilen
..

Devamını Oku
Mükremin Kızılca

Güneşi görmeyen âmâ yobazlar
Güneşime saldırmaya başladı.
Cahil ve zır cahil tüm hokkabazlar
Perdeleri kaldırmaya başladı.

Daha düne kadar kar idi, buzdu
Yarası kapandı, yağırı kızdı
..

Devamını Oku
Gülsüm Gezici

Çanakkale’nin Ecabat İlçesi ile başladı bu kısa ama kutlu yolculuğum… İçimde bir garip hüzün, burası sevgililerin diyarı.. Arıyor gözlerim onları. Onlar ki Çanakkale’nin ab-ı hayat sunan toprağında saklı. Çanakkale bir kutlu şehir… Etekleri Asya ve Avrupa’ya savrulmuş.65 kmlik boyuyla adeta bir selviyi andıran, çıkan orman yangınlarına inat hala yeşil gözlü kalan ve ötesine birleşiyor Ege ile Marmara iki sevgili heyecanıyla dalgalanan… Yukarıdan bakınca daha bir coşkun akıyor suları Marmara’nın, Çanakkale mi susamış; yoksa bağrındaki atalarım mı? Bu şehirde cesaret kaplıyor içini insanın. Bu topraklar benim demek geliyor içimden, bu topraklar atalarımın! Kilit Bahir köyüne doğru yol alıyoruz. Burası boğazın en dar yeri. İstanbul’u Ceneviz ve Venediklilerden korumak için iç içe girmiş iki kale dikilmiş. Sevgiyi, gücü temsil eden ve hatta kalbi andıran bir çift kale. Her adımda başka bir dünya. Evet binlerce dünya tek bir şehirde. Ötesinde Kaşıkçı Dede’nin kabri çıkıyor karşımıza Ne mübarek bir zatmış Kaşıkçı Dede. Bir testi suyla sulamış bütün alayı, menkıbelerde adı geçermiş bir de. Ölmemiş o, bakmayın yeşillerle bezeli kabrine.

Dar sokaklardan geçiyoruz… Solumuzda bir kale daha, iç içe 7 katlı bir abide adeta. Dışındaki avlu yonca yaprağı şeklinde. O kadar muazzam ki duvarları merdiven işlevinde. Biraz ileride Namazgah Tabyası… Buralar Mehmet’lerimizin mekanıymış bir zamanlar ve bir de kır atların.. Yerin içinde bir dünya gibi Namazgah… Bir ölmek için çıkılabilir yukarıya… Seyit Onbaşı’nın anıtına doğru ilerliyoruz. Garip bir havası var buranın. Adeta büyülüyor sehhar bakışlarıyla insanı. Belki de ilk gelişim sebebiyle olmalı… İçimden yazmak geliyor her şeyi. Her köşede bilinçli bilinçsiz insan kalabalığını. Maviyi, yeşili, kahverengiyi tüm renkleriyle Çanakkale’yi. Seyit Onbaşı’nın anıtının üst tarafında Mecidiye Tabyası var. Şimdi savaş meydanına gitme vaktidir. Kuin Elizabet Gemi’si bir yara alıyor. Bizden bir ses yükseliyor “Tekbiiiiirr! ! ! ! ! ” O öfkeyle Mecidiye Tabyası’na ateş yağdırıyor kafir! Yerle bir dağ taş. Canlı cansız! Cephe damsız… Yıkıntının altında yıkılmamış bir yürekle bir baş: Seyit Onbaşı! Başında Ali asker kurtarıcı. Bakıyor, çaresizlik sarmalamış tabyayı. Barınamaz çaresizlik tekbirle bir! Haydi Seyit çek besmeleyi ve cihada gir. Bir hamleyle kalkıyor, top ateşleyecek; topu kaldıramıyor ateşleyici. Bir tekbir daha çekiyor imanla yürekten. Ali Asker’e dayan diyor sırtlayayım topu. Zahirde artık iman ve Seyit Onbaşı’nın sırtında 275 kilogram. İlk atışta denk düşmüyor top.Haydi bir daha sırtlan Seyit Onbaşı. İçinci atışta vuruyor gemisini kafirin. Sendeleyen gemi mayınlara çarpıyor ve gömülüyor durgun sularına denizimin… Bir ödül vermek gerek diyorlar sana Seyit; iste altın, para, pul, mal, rütbe… İstemem diyor, vatanım kurtulsun, kafir kovulsun yeter! Sonunda razı ediyorlar bir ödül almaya. Peki diyor bir somun ekmekle aç kalıyordum, iki somun ekmek verseniz yeter. Veriyorlar… Herkes tek somunu bitirmiş ona bakıyor. O ise somununu parça parça edip can dostlarına sunuyor. Ve dir daha iki somun ekmek almıyor! Seyit Onbaşı’yı dua ve onurla anıp ilerliyoruz.

Bir yokuş çıkıyoruz etraf yemyeşil.. Burası insanın aklına en güzel anılarını getirecek cennet misali bir şehir.. Çanakkale… İlk bakışmamız bu ilk yürek atışmalarımız seninle. O elif gibi dosdoğru, bense binlerce genç gibi kamburlu. Yine de kan çekiyor.. Öyle ya ayaklarım atalarımın kanıyla beslenen bir toprağa basıyor! İleride bir ağaç topluluğu çarpıyor gözüme. Dua eden bir eli andırıyor uzaktan. Nasıl muazzam bir şehir ki, her kareye bir mana yüklemek istiyor insan.. Anlatacak çok şey var. Her köşe başında bir jandarma. Onları görünce aklıma takılan bir soru var: Koruyuculuğunu yaptıkları yiğitler kadar, sorsam kararlı ve imanlı mıdırlar? Ötede bir şehitlik ve önünde birkaç jandarma. Hastaneymiş burası bir zamanlar… Mal, can, namus, vatan kayarken ellerinden göğsünü siper etmiş Türk askeri. Böylece şehitlik haline gelmiş Çanakkale’min hastaneleri..

Birinin adı Mehmet, Kınalı Mehmet; Namıdeğer İsmail. Bir diğeri Ali, kursağında kalmış Zeynep’inin hayali! Bir öteki Osman, bu anasından ilk ayrılığı daha yirmisine basmadan… Onlar tarih yazdılar, kendi yazgılarının mezarına! Ve bizler bu anlamlı cümle içindeki belirtisiz nesneler gibi okuyoruz mezar taşlarını, anıyoruz o anılası adlarını….
..

Devamını Oku
Berzan

Onları genelde İglolar içinde yaşayan, Ren geyiklerinin ya da kutup köpeklerinin çektiği binen, ellerinde mızrakları ile fok ya da balina avlayan, fok yada balina yağını yakıt olarak kullanan, balina kemiklerini iğneden çadıra kadar akla gelebilecek her alanda kullanan, kürklü giysileri olan, balık kokan, çekik gözlü insanlar olarak biliriz.

Hatta kimi fıkralarda uyanık pazarlamacıların onlara buzdolabı satmaya uğraşmaları ile de mizahi bir biçimde anılan bir halk.

Beyazların dilinde Eskimo yani “çiğ et yiyen” anlamında kullanılan bu sözcüğün gerçeklikle ilgisi mevcut değil. Çünkü bu da yerli halklar ile ilgili beyazların uydurduğu, ve kendi sömürgeciliklerini haklı çıkarmak için uydurulmuş bir küçümseme edası.

Gerçekte onlar kendilerini İnuit ya da Yupik olarak adlandırıyorlar. İlk “kişi” demek, diğeri ise “gerçek kişi”. Muhtemelen Algonikin kabilesinin dilinde bu halkın kendilerinden olmadığını, farklılıklarını ifade etmek için kullandığı bir söz olsa gerek bu. Çünkü Algonikin dilinde kullanılan ve eskimoya yakın olan bir sözcük “farklı dilde konuşan kişi” anlamına geliyor.
..

Devamını Oku