Akşamın en kırılgan saatleriydi.
Gün, turuncu bir hüzünle gökyüzünden çekilirken şehir yavaşça susuyordu. İnsan kalabalığının içinden geçen o tanıdık yalnızlık, omzuma usulca dokundu. İşte tam o anda anladım — özlemek, birinin yokluğu değilmiş sadece; bazen insanın içinde büyüyen görünmez bir varlıkmış.
Seni ilk ne zaman özledim, bilmiyorum. Belki sesin bir gün beklediğim kadar erken gelmediğinde, belki de adını içimden geçirirken kalbimin gereğinden fazla dikkat kesildiğini fark ettiğimde… Çünkü özlemek, çoğu zaman fark edildiği anda başlamaz; tıpkı toprağın altında sessizce ilerleyen kökler gibi, derinlerde büyür önce.
Bir sabah fırının önünden geçtim. Taze ekmek kokusu sokağa yayılmıştı. İnsan o kokuyu alınca çocukluğunu hatırlar ya — ben seni hatırladım. Meğer özlemek biraz da böyleymiş: Herkes için sıradan olan bir şeyin, senin kalbinde tek bir insana açılması.
O masal dağında ünleyen gazal
Güz ve hasret yüklü akşam bulutu
Güz ve güneş yüklü saman kağnısı
Babamdan duyduğum o mahzun gazel
Ahengiyle dalgalandığım harman




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta