Sonra da “Peki hangimiz daha değerli? ¿” dedi adam…
"Mutlu olmak için hanginiz daha az şeye ihtiyaç duyuyorsa; o’dur" dedim, "daha değerli! "
Ölüm sürekli bir ipin ucunda, sanki ne zaman kopacağı belli olmayan bi fırtına.
Ve fakat mutluluk bir defa çıkıyor karşımıza, gelip oturuyor ve gülümsüyor yanımızda.
Hem sonra bu kadar güzel gülüyorken sen, kim ne anlatabilir ki sana? ¿
Ben bugün yazmak istiyorum biraz.
İçim yanıyor çünkü.. Öyle büyük bir yangın ki bir tek ben yanıyorum. Ve Tanrı küllerimi rüzgar ile ödüllendiriyor. Ölürsem eğer omuzlamayın tabutumu. Zira taşıdığınız ahım olacak. O kadar alçaksınız ki, topuklu giydiresim geliyor. Yarama tuz olmakta ısrarcısınız. Olamadım sizin gibi.Bağrımı yarıp, bağrıma bastım sizi. Yalnız değilim ve yanımda siz yoksunuz. Aynalarım var,Kendime kızıp kendimi kırdığım. Ben yaşarken öyle çok öldüm ki; Tanrı hepsini toplayıp bir saydı.Siz var görünüp yok olanlardansınız. Gözyaşlarım yastığa,İçim kağıda döküldüğünde de yoktunuz. Olmayın da zaten. Siz kabuk bağlayan yarayı soymayı seversiniz. Yaralarımın taze olması için elinizden geleni yaptınız. Ama yine de canımı sıkmadınız,canıma sıktınız. Keşke diyorum; keşke Tanrı komünist davransaydı acı dağıtırken..
Yaralarım var benim,nefes aldıkça kanayan. Uzak durun! Uzak durun da mikrop kapmasın..
Sitem edeceğim biraz mazur görün. Zira bunu fazlasıyla hak ettiniz!
Ulan vallahi aşk değil derdim..
18’imdeydim daha. En deli çağlarımda. Yaptığım en büyük delilik dostumu kaybetmek oldu.
-Bu Starbucks’larda ya kötü sandığımız iyi şeyler oluyor ya da kötü olacak dediğimiz iyi şeyler.-
Sevdiğiniz insanın karşısına ilk defa çıktığınızda bacaklarınız deli gibi titremediyse; boşverin, okumayın yazacaklarımın geri kalanını.Çünkü çoğunuzun
aşk sandığı heveslerden ibaret.
Aşk kendinden ödün vermektir.
Onda bütün tabularını yıkmaktır.
Ben 22 yaşımdayım.İyi günlerimde iyi,kötü günlerimde kötü dostluklara şahitliğim var. İyiyseniz herkes size dosttur. Ama bir de kötüyseniz... Çevrenizde ki çemberin yanına bile yaklaşmayan insanlar olur.
Ulan tahammülüm yok bişeye benim. Vallahi yok. Ben ''mavi kablo kesilecek'' diyosam kimse ''hayır kırmızı'' demesin istiyorum. Yanlışsa da yanlış işte. Her insanın hayatında bi kere bile olsun ölümü düşündüğü evreyi bi sonraki evreye taşımaktan son anda vazgeçmiş bi insanım ben. Uzak durunsanıza bi? Yaklaşmayın çemberime. İyilik yapmak için yanaşmayın bana,beceremiyorsunuz nasılsa.
Hayatımda ki sorunların taburesine tekmeyi koyup ipte ki o muhteşem dalgasını keyifle izliyorum artık. Ben iyi bi insanım lan. Beni üzmenize izin vermicem artık. Hayatımdaki yerinizi ben yadırgıyorum artık. Eleme evresindeyiz. Bi sonra ki evrede k*çınıza tekmeyi basmayı planlıyorum. Çünkü attığınız sorunlu tripler kalbime geldi.
Ben 22 yaşımdayım ve hayallerim var. Ailemin benden beklentileri ve bana ihtiyaçları var. Siz oldukça onlara yoğunlaşamıyorum. Kafamı göğe kaldırıp iç çekerek yaşamak istemiyorum artık. Muhtaç olduğum sevginin kudreti annemin kucağında mevcut. Verdiğiniz yükle denizin dibine batmaktansa yüklerden kurtulup göğe yükselmeyi planlıyorum.Kuş kadar hafif olma misali.Bunları dile getirdim çünkü; Ahmet Kaya dinliyorum. ''Şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum.''
Ben 22 yaşımdayım. Yaşım kadar konuştum ve çatı katında inzivaya çekiliyorum.Ailemle ve gerçek dostlarımla..
Biraz ağır olacak ama olmasanız da olur be.
..yer Beşiktaş-Adalar iskelesi. 3 saat kadarda orada bekledim.Kadınlar bekletir. Bekledim. Elime tutuşturulan gülü çiçekçi bayandan almak zorunda kaldım. Sonrada kalem satan yaşlı teyzemi geri çevirmek istemediğim için onuda aldım.Bir gül,bir kalem ve ben bekliyorduk.Gülü sapından ayırdım avuçlarımda sevdim biraz. Ölü bir çiçekti. Üzüldüm. Toprağından,dalından koparılan çiçeklere üzülürüm ben.Telefonum çaldı ve 20 dakika içinde yanımda olacağı bilgisini verdi. 23,24,25.. dakika derken beklediğim yere geldi. Uzaktan izledim onu biraz. Gözlerinin beni aramasını izledim. Baktım bulamıyor ona doğru adımladım. Karşımdaydı işte.Hemen arkasında deniz vardı ama gözlerinin yanında deniz mi vardıydı orda? Elimi uzattım ama o geri çevirip sarıldı. 14 saatlik soğuk bekleyişin ardından öyle bi sarıldım ki, hep kollarımın arasında kalsın istedim. Dünya dursun,etrafımızdaki kalabalık dursun, biz saatlerce sarılalım istedim. -Allah’ım o ne eşşiz bi kokuydu. Bu huzur cennette vaadedilen huzurla eşdeğerdi.- Olmadı. Zaten ben ne istesem olmazdı.Dünya dönüyor ve insanlar yürüyordu.Bizde yürümeye başladık.Yürüyorduk. Düşünebiliyor musunuz? Yanımda yürüyordu..Yan-yana yürüyorduk. Bi sigara yaktı,benim çakmağımla bi sigara yaktı.Hiç gitmesin istedim, ”Allah’ım hiç gitmesin. Koy önümüze uzun bi yol,bitmeyen bi yol, yürüyelim n’olur.” diye yalvardım içimden.Cebimdeki gülü çıkarıp verdim.Ona ölü bi çiçek verdim.Onu çiçekleri öldürecek kadar çok sevdiğimi anlamalıydı.Sonra ceketimin koluna sokuşturduğum kalemi çıkarıp verdim.Onda dursundu. ”Gel” dedi. ”Gel deniz havası al biraz,aldın mı? ” dedi. ”Gözlerin deniz,kokun havası ama yeteri kadar almadım henüz” diyemediğimden ”seni beklerken aldım çokca” dedim. Baktı biraz. Güzel bakıyordu. ”Niye geldin? ” diye sordu. ”Bilmem” dedim. Bilmiyordum,niye geldim bilmiyordum. Gideceğini bile bile niye gittim bilmiyordum.Bi yere oturalım dedik.Yürüyoruz ama gözüm üzerinde. Biri çarpmasın zarar vermesin diye gözüm üzerinde. Oturduk sonra. O kahve almaya gitti,ben bekliyordum. Aradı sonra. Mavim benim arıyordu.Açtım nerede olduğumu sordu, gösterdiği masada beklediğimi söyledim.Görememiş ilk,göremeyince kötü hissetmiş,korkmuş. Öyle söyledi. Geldi sonra. Karşımdaydı. Yanımda değil,karşımdaydı. Nedenleri sordu,nedenleri bilemedim.Bilmiyordum ama seviyordum,çok fazla seviyordum. Yetmedi. Sevginin yetmediğini anladım o an. O da sormaktan vazgeçti zaten.Gözleri,gözleri gökyüzüne meydan okuyordu.O başka yöne baktığında uzun-uzun izledim onu. O’na nasıl baktığımı görenler içimde taşıdığım aşkı anlamıştır.Ama bakışlarımı yakalayacak diye ödüm kopuyordu. Gözlerini bana yönelttiğinde,gözlerimi ondan alıp nereye koyacağımı bilemiyordum. Ellerim titriyormuş,farkında değildim. Tutup sakinleştirmek istemiş ama yapamamış.Yapsaymış keşke di mi? Ellerini henüz tutamamıştım çünkü ben. Oturmaya devam ediyorduk.Söyleyecek çok şeyim vardı bi-kaçını konuştum. Birazda ben ”neden” dedim,o anlattı.O anlatabiliyordu. Benim gibi değildi.Çok güzeldi be.Parmaklarım bi bahane ile omzuna değdi.Allah’a dokundum sanki. Anca bu kadar olurdu bi huzur çünkü.
Onu beklerken saatlerce oturduğumdan dizlerim ağrıyordu ve sabit oturamıyordum. Ellerini dizime koydu,huylandım ve güldüm. Dizlerimden huylandığımı hiç biriniz bilmiyorsunuz di mi? Ziyanı yok ben de o an öğrendim.Sonra bi-kaç kez daha dokunmaya yeltendi. Gülüşümü seviyormuş çünkü,öyle söyledi. Gömleğimin cebimden 2 misket çıkarıp avuçlarına bıraktım.Geçen yıllarda çocukların oyununu bozarak almıştım.Biri mavi onluk olanlardan,diğeride sıradan bi msketti işte. Mavi o, diğeri de bendim kendimce. Artık onda kalsındı. Biz bir-birimizde kalmayı başaramadık,o bende kalmadı bari onlar onda kalsındı.Artık olamayacağımızı söyledi. ”benimle arkadaş kalabilir misin? ” diye sordu. Ulan nasıl olayım ki? Ben seni bu kadar çok severken, bu kadar çok aşıkken nasıl olayım? Benim canım nasıl dayansın buna? Ben seninle nasıl arkadaş olunur bilmiyorum ki,nasıl olayım? Ama iki seçenek vardı ya arkadaşı olacaktım ya da arayıp sormayacaktım.”Olurum” dedim, ”olurum..”
Oturduk öyle 3 saat kadar. Belki 4 bilemiyorum. ”Gidelim mi? ” dedi, ”Ben daha doyamadım ki sana,biraz daha otursak? ” diyemediğimden, ”olur” dedim. Umutlar bitmişti çünkü.Kolum kanadım kırılmıştı sanki.Kalktık,”otobüs firmalarına bırakayım” dedi, ”olmaz” dedim. Olmazdı çünkü. O metrobüse gidene kadar kim bilir kaç kişi çarpıp geçecekti. Ben onu bırakcaktım. Gittik. Metrobüslerin önündeydik ve o birazdan gidecekti. Ölüm gibi birşey olacaktı ama ikimizde ölmeyecektik. İçim ölecekti ama yaşıyor olacaktım. Çok saçma di mi? Ruh ölüyor ama beden sağlam. Çok saçma.. ”Ben gidiyorum o zaman” dedi. Ama öyle bi dedi ki sanki ”Ben gidiyorum ama lütfen buna izin verme” der gibi. Gidecekti artık,sarıldık sıkı-sıkı. Gitmesindi. Niye gitsindi ki? Kalsa olmazmıydı? Girdim koluna ”Eve biraz geç kalsan bişey olmaz bence” diyip götürdüm. Sonra ”Ben birinin koluna girince yürüyemiyorum” diyip çıktım kolundan. Bu kez o girdi koluma ”böyle yürürsün ama” dedi. Yürürdüm. Öyle de yürürdüm ama ona dokunmayı haketmediğimi düşündüğüm için öyle bir bahane uydurmuştum. Oturduk sahile karşı. Güneş batıyordu. Etrafımızda iyi-kötü bir sürü insan.Hiç birini görmüyor,duymuyordum sanki. Baktım şöyle gün batımına ”Sevgin peki,bitti mi? ” diye sordum ”Bitti” dedi. O an orda bir başınaydım sanki. Dünyada bir tek benmişim gibiydi. Etrafımdaki sesler kulağıma ulaşmıyordu. Beni oraya gömmeliydiler. Yutkundum çok kez,dişlerimi sıktım kırarcasına. Ağlamamalıydım.Ağlamama dayanamazdı çünkü, ve ben gözyaşlarımı kullandığımı düşünmesin diye ağlamamalıydım.Bi sigara yaktım. Çantamdan ona vermek için bişey almalıydım sigaramı tutması için ona uzattım. Sigaramı içti. Ben onun sigarasını içmek isterken o benim sigaramı içti. Geri istediğimde ise vermedi. Vermeliydi. O sigarayı birlikte içmeliydik. Onun dudaklarından sonra benim dudaklarıma kiracı olmalıydı o sigara. Olmadı. Başka bir sigarayı ateşe verdim bende.Kalktık.Yine lanet olası metrobüslerin oraya gittik. Artık gidecekti. Ve ben oyalayabildiğim akdar oyaladım onu.Uzun süre dikildik öylece. Bi sonrakine binersin diyerekten onlarca metrobüsü atlattım.Ama biri illa ki alıp gidecekti onu. Sevgime o kadar çok güveniyordum ki bi şans istedim birazda zaman.Vermedi. Affetmedi beni. Affetmeyecekti de. ”Bundan sonrasında hayatımda biri olacak olursa bu sen olmayacaksın”dedi. Al işte! Allah’ım al göm beni işte buraya! Sürünüyorum öldürsene!
Gitmek istedi. ”Gidersin biraz daha kal” dedim ama gitmek istiyordu. Üzerine doğru metrobüs geliyordu, kolundan tutup yoldan çektim. Kendime çektim. Çok yakındık. Burnumun dibindeydi işte.O an içimde çok başka bir heyecan oluştu. Allah’ım neden biraz daha çekip öpmedim ki! ? Bilmiyorsun,ben de bilmiyorum zaten..
Gitti.. Bindi bu kez o lanet olası metrobüse. Bir kez daha sarılmalıydık. Tutup kolundan çekmeliydim ve bir kez daha sarılmalıydık. ”Seviyorum ulan! Nasıl bırakayım ben şimdi seni? Bak kokun sindi üzerime yıkanınca geçer mi sanıyorsun? ” demeliydim. Gitmesine izin vermemeliydim vermedim de ama gitmek isteyen birini durduramıyorsunuz işte.
Gitti.. Metrobüsün arkasından yürüdüm. ”Hay senin gittiğin arabanın tekerine! ” diye sövmeye başladım. Baka-kaldım ardından. İner gelir belki dedim,inmedi,gelmedi,gitti..
Canım yanmıştı.
Sadece nefes alabildiğim bi ara,acıya batmış sesimle eşlik etmiştim ''beni vur,beni onlara verme'' derken Ahmet Abi'ye
Göğsün ile boynun arasında bir uçurumdu köprücüklerin.
Ve boynuna yakıştırdığım tek şey boynumdu.
-Yalnızken ne de çok ihtiyaç duyuyor insan sigaraya.Kimseye ağlayamadığını ağlıyor,anlatamadığını anlatıyor sigarasına..Bir kibrit alıyorum büfeden,ateşe veriyorum sigaramı.Oturup bir kaldırım taşına
düşünüyorum; sadece sigaramızla konuşacaksak neden yaşıyoruz? Cevap bulamıyorum. Ben acı çektikçe o yanıyor, kıyamıyorum..-
Bu gece çok ihtiyacım vardı sana.Fazlasıyla içmiş ve sarhoştum.İçimdeki korku dolu hayat öylesine hırpalamıştı ki beni,abartıyordum sana olan hasretimi.Yürüdüğüm sokaklarda kaybolmaktan öyle çok korkuyordum ki,elimdeki akbile sımsıkı sarılıyordum.Kaybolmamak için defalarca
adımı tekrarlıyordum.Sanki kaybolursam seni bir daha asla bulamayacaktım. Dedim ya,bu gece seni biraz fazla abartıyorum.
Sen;
rakı soframda sarhoşluğum,
papatya fallarımda seviyorumum,
gece paketimde kalan son sigaramsın.
Sen;
canımın içi,
İnsanların dinlemeye korktuğu ağlamaklı şarkıları misafir ediyorum kulaklarımda.
Çünkü sen; birlikte yürüdüğümüz bi yolda başka bi yöne saptın. Ve bana çıkmaz yollar bıraktın.Yapayanlız kaldım! Sağım-solum acıydı,önüm-arkam İntihar nöbetleri; döndüm arkamı,gözlerimi karanlığa bırakıp 100'e kadar saydım: bir-ki-üç-dört....yüz! Ve hızla vurdum duvara: Sobe! Sobe ulan,sobe! Sobe,sobe,sobe... Saklambaç bile en az iki kişiyle oynanırken ben yalnızdım! Bi-yerden çıkar gelirsin diye her seferinde 100'e kadar sayıp duvarlara vurdum.. Sen çıkmayınca peşine düştüm!
Düş'tüm; gizemli bir tanrıçaya gitti gözbebeklerim.
Düş'tüm; derin bir uçurumdan gökyüzüne.
Düş'tüm; yüz kızartıcı bir suç işlemişcesine kıpkırmızı olan göğe.
Düştüm; yalnızdım,kimsesizdim,kahretsin!
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!