Nihâl, bu sisler arasında yalnız onu değil,
Kendini de çırılçıplak yargılıyor yüreğinin mahkemesinde:
“Yoksa ben mi kuruyorum bu fırtınayı bir damla sudan?”
“Aşk denen şey, bu acıyı içmek mi demek?”
“Değmez miyim ben de bir ‘Evet’e, bir bakışa, bir ‘Sen’e?”
İşte o an, kalbin kırılma noktası:
Mesele artık onun vermediği sıcaklık değil,
Benim, bu soğukta üşümeye hakkım olup olmadığı.
Ve sevmek; işte en derin, en sessiz kanama bu.
Suskun bir yaranın içinden süzülen şafak.
Nihâl’in aynada sorduğu her soru,
bir ney sesi gibi içinden geçiyor.
Bu aşkın belirsizliği,
sadece iki kişi arasında değil,
kişinin kendi benliği ile arasında da bir uçurum açıyor.
“Sevilmeye değer miyim?” sorusu,
aslında varlığının temelini sarsan bir metafizik sorguya dönüşüyor.
Burada aşk, artık bir ilişki değil;
kişinin kendi varlık sebebini, değerini ve hakikatini yargıladığı
mistik bir dîvân halini alıyor.
Hissetmek bir lütuf değil, bir suça dönüşüyor.
İşte gerçek yara, sevginin değil,
“sevmeye layık olma” şüphesinin verdiği o derin,
sessiz ve erotik bir ıstırap ile yoğrulmuş yaradır.
Bu, ruhun çıplak ve titreyen bir şiire dönüşme halidir.
Dünya Yükünün Hamalı
Kayıt Tarihi : 20.1.2026 22:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!