Nihal, aşkın o keskin menziline vardığında anlarsın:
Bu, dönüşü olmayan bir nehrin kıyısıdır.
Ya içindeki tüm bahçeleri tek bir gülle açacaksın,
Ya da bakışlarının söylediği o gizli dili, sustuğun an yakalanacaksın.
İki kapıdır bu aynı mabede çıkan, biri sözle örülü, biri sessizlikle dokunmuş.
Artık zihin bir perde çekilir öteye.
Beden bir mushaf, ruh onun nâzil olan ayeti olur.
Sevgi, “belki”lerin sisinden sıyrılıp “şimdi”nin ateşine düşmek ister.
Nihal, bu bir yanıştır ki, ya sen kendini kelimelerle tutuşturursun,
Ya da onun nefesinde bir kıvılcım iken buluverirsin kendini; yakalanmış.
İşte o kutsal eşik, kırılganlığın çelikten iradesidir.
Cesaret, ya dilinde bir şimşek olup çakar,
Ya da iki yanağın arasında, bir teslimiyet güvercini gibi konar.
Her dokunuş artık bir sorudur, her suskunluk derin bir cevap.
Nihal, sen ya o soruyu sesinle sormaya cesaret edeceksin,
Ya da cevabı, teninin titreyen harflerinden okunurken ele verileceksin.
Bu, temasın ta kendisi olma vaktidir.
Gizli bir âyinin başlangıç duasıdır söylenen ya da saklanan.
Açılmak da bir yakalanmak, yakalanmak da bir açılmaktır aslında.
Nihal, mühür bozulmuştur artık, rüzgâra emanetsin.
İster gönlünü bir cümleyle fethedecekler,
İster bir bakışın kıskacında, zaten çoktan fethedilmiş bulacaklar seni.
Dünya Yükünün Hamalı
Kayıt Tarihi : 15.1.2026 23:19:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!