Sevdama takılıp gidemeyeceğimi bildiğimden belki de, sana kaldıramayacağın hislerle dolu bir teşekkür yazdım. Ya kalacaktın; ki bunun zorlayacağını kaderin yolumu senle kesiştirdiği ilk gün anladım. Ya gidecektin korkarak; yabancı tenlerde, yalancı hisler yaratacaktın. Gittin.. Şaşırmadım..
Acıdım biraz gidişinden. Anladım yine nedenlerini kaçışının. Benim sorduğum soru değişti, tutmalı mıydım bu sefer ellerinden, o gözlerde yalan yok biliyorum, korkma demeli miydim her şeye rağmen? Cevabını alamadım içimdeki senden. Tutunamadım.. Bıraktım..
Gönül almalıydın çünkü bir kuru dalla veya bir iki duru sözcükle. Bekledim.. Saatin her vuruşunda zamanı da huzuru korumaya çalıştığım düşünselliğime ekledim. Zalimsin demeye dilim varmıyor da, affedilmişliğine rağmen ses vermedin.
Ben; dedim ya, mantığın eşlik ettiği bir aşk oyunu oynadım ve gidemeyeceğimi duygular alıkoyduğunda anladım. Belki sessizliğin, senden yansıyan tarafıydı veda edişimin. Umutları büyütmekten kurtardın aslında. Belirsizliğin ve ikilemlerine yeterdi savunmalarım da, değersizlik sana kalan bir şey değil. Aşkı koruyabiliyorken terk edilmişlik hissinden, gidiyorum.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Güzel anlatımdı tebrikler Yusuf Tuna.
Bacım nasıl bir sevda bu...nasıl bir yürek..!Tandırında piştim,yandım...!Yanık yürekleri en masumiyeti ile ve zerafeti ile dizelere dökmüşsün..Harikasın...Rabbim yar ve yardımcın olsun..!Selam.sevgi ve saygılarımla..okan nar
Bacım nasıl bir sevda bu...nasıl bir yürek..!Tandırında piştim,yandım...!Yanık yürekleri en masumiyeti ile ve zerafeti ile dizelere dökmüşsün..Harikasın...Rabbim yar ve yardımcın olsun..!Selam.sevgi ve saygılarımla..okan nar
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta