Aşk Yanılgısı
Aşk denince ilk aklıma Yunus gelir, sonra Mevlana! Sonra da aşkın kölesi olan insanın benliğinin nasıl yok olduğunu görürüm! Hatta aşk çukurunda debelenmenin de bir seyir olduğunu, kimilerinin bu çukurda kaldığını kimilerinin de kalkıp yoluna devam ettiğini düşünürüm!
O halde aşk sadece bir durak, durakta ebedi kalınmaz! Bu hal bir iş için bir yere gidenin bekleme salonunun güzelliğine kapılıp asıl işini yapmayı değil de orada beklemeyi seçmesi gibidir! Oranın güzelliğine ve zevkine takılır kalır! Bu zevk ise hem geçici hem de yakıcıdır! Çünkü orada bekledikçe oranın sakinleri de huzursuz olmaya başlar! Ve devamlı değişen bir hale uyum sağlayamadığından ya da değişen ve gidenlerin ardından hüzün duyması da bunun negatif yanı.
Aşk şöyle bir durum. Vasıtanın yakıtı gibi yakıt kullanılarak menzile varılmak hedeflenir! Yok eğer vasıta içinde kalmak seçilirse uzun vadede sıkılmalar başlar, vasıta arızalanır, yakıt biter, yol çetinleşir; serseri ve eşkıyalar da musallat olur! Bekleme yapmadan menzile varmak en ideal olanıdır! Oyalanmamak önemli. “Kırmızı başlıklı kız” ın yolda çiçek toplamak için oyalanması ve bunun sonucu olarak kurdu kendisine musallatına benzer durumlara davetiye çıkarır aşk!
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta