Sen geliyorsun
beden, soğuğun karşısında bir savunma hattı gibi.
Omuzlarında akıl var,
ellerinde sabır.
Sana dokunmak,
ateşe uzanmak değil,
ateşi terbiye etmektir.
Aşk
Şehir kışa girerken
taş binalar düşünmeyi öğrenir,
pencereler susmayı.
Kar, kaldırımlara düşmez önce,
akla düşer:
“Dayanmak da bir erdem midir?” diye.
Aşk
Tutku, dizginlenirse büyür.
Ama bilmezdi
iki insanın birbirine yaklaştığında
dizginlerin de ısındığını.
Ben seni istiyorum
taşkınlıkla değil,
sebatla.
Geçici zevklerle değil,
kalıcı bir dikkatle.
Aşk
Şehir bizi izliyor;
meydanlar, köprüler, eski saat kuleleri.
Ali’nin sesi dolaşıyor sokaklarda:
“Sevgi, yalnız kalpte değil,
eylemde görünür.”
Bu yüzden
seninle yürümek istiyorum;
kaçmak değil,
birlikte görünür olmak için.
Aşk
Bedenin
kışın ortasında açılan bir cümle.
Ne aceleci,
ne suskun.
Tenin bana şunu öğretiyor:
Haz da bir ahlaktır
eğer sorumluluğunu alırsan.
Aşk
Ey sevgili,
ben seni yalnız arzulamıyorum,
seni savunuyorum.
Zamana karşı,
yalnızlığa karşı,
kolay vazgeçişlere karşı.
Aşk
Kış uzun sürecek.
Şehir sert.
Hayat ikna edici değil.
Ama biz
aklımızla seven,
bedeniyle düşünen
iki insan
aynı ateşi
sönmeden taşımayı öğrendik.
Birlikte yanmak değil,
birlikte dayanmak için.
Aşk
Bedenin,
bir düşüncenin en dürüst hâli olduğunu
ilk kez anlıyorum:
Isınmak ister,
yaklaşmak ister,
susmak ister.
Aşk
Sen geldin.
Bir kavram gibi değil,
bir sonuç gibi de değil
bir zorunluluk gibi.
Elini tuttum.
Bu bir sav değildi,
ama bütün savları susturdu.
Şehir geri çekildi.
Kış,
artık bir mevsim değildi.
Aşk
Aşk,
dünyayı kurtarmaya çalışmaz
ona katlanılabilir bir biçim verir.
Kar hâlâ yağıyor.
Ama artık
üşümek
mantıklı gelmiyor.
Aşk
Seni düşündüm.
Bu bir itiraf sayılmaz
çünkü bazı düşünceler
zaten suçtur.
Aşk
Şehir akşam oluyor,
senin adın gibi ağır.
Sokaklar susuyor,
bir ben konuşuyorum içimden.
Aşk
Bir pencere yanıyor uzakta,
ışığı sana benzetiyorum;
yaklaşırsam yanarım biliyorum
ama karanlıkta da duramıyorum.
Aşk
Gece ilerliyor,
şehir bana seni öğretiyor:
Kalmak zorunda olanların
sessiz cesaretini.
Aşk
Ben,
seni sevmekten başka
hiçbir yere ait değilim.
Aşk
Birlikte susabilirdik,
en çok bunu isterdim.
Aşk dediğin biraz da
aynı cümleyi söylememektir belki.
Aşk
Bir pencere yanıyor uzakta,
ışığı sana benzetiyorum;
yaklaşırsam yanarım biliyorum
ama karanlıkta da duramıyorum.
Aşk
Ellerin yok,
yine de üşümüyorum.
Bu tuhaflığı kimseye anlatamam:
İnsan bazen yalnızlığıyla ısınır.
Aşk
Şehir suskundur;
çınarlar omuzlarında karı taşır
yaşlı bilginler gibi.
Sokak lambaları
geceyi ikna etmeye çalışan
utangaç argümanlardır.
Aşk
Sen
aşk,
bedeninle değil yalnız,
aklınla da yaklaşırsın bana.
Bakışın bir önerme,
nefesin bir karşı-kanıt.
Tenin,
var olmanın en ikna edici gerekçesi.
Aşk
“Sevmek mi, susmak mı?”
Ben susmayı seçerim,
çünkü bazı aşklar
ancak sessizlikte doğru söylenir.
Aşk
Kar yağar.
Her tanesi
“olabilirdi” der gibi düşer.
Umut tam da buradan doğar
soğuğun içinden,
mantığın sınırında
ısınan bir kalp gibi.
Aşk
Ordu’da kış,
aşkı romantik değil,
zorunlu kılar.
Ve ben seni
bir şiir gibi değil,
bir hakikat gibi severim:
kanıtlanamaz,
ama inkârı imkânsız.
Ordu’da kış
denizi düşünmeye zorlar insanı;
dalga dediğin şey
bir fikrin sabra çarpmasıdır belki de.
Ben seni böyle öğrendim:
Mantığın sustuğu yerde
kalbin ilk cümlesi olarak.
Aşk
Aşk yağmıyorsa
şehir sadece taştır,
insan yalnızca yürüyen bir itirazdır zamana.
Aşk
Şehirde kar yağarken
anladım:
Umut, beyazdır ama saftan değildir;
üstüne basılır,
iz bırakır
ve yine de erir
sevmenin sıcaklığında.
Aşk
Eğer aşk olmazsa
zaman sadece geçer,
ama yaşanmaz.
Cümleler yüklemsiz kalır,
insan kendine inanmayı
erteleyen bir taslak olur.
Aşk
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 16:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!