Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
beni unutma
ah! saklı gülüm
sen hem zor hem güzelsin
şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.
Devamını Oku
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.




Şiirin devamı ve rubailerden bir örnek de benden...
Büyük şairin bu şiirini okurken bana yazılmış kadar benim oldu bu şiiri.şiirler böyledir işte..her şiir kendini bulduğun kadar senin, içine girebildiğin kadar şiirin ,etkilidir..şiir anlayabilene çok şey anlatır...ne için ve ne duyguyla okunduğuna bağlıdır..
Sen sabahlar ve şafaklar kadar güzelsin
sen ülkemin yaz geceleri gibisin
saadetten haber getiren atlı kapını çaldığında
beni unutma
ah ! saklı gülüm
sen hem zor hem güzelsin
şiirlerimin ılıklığında açılmalısın
sana burada veriyorum hayata ayrılan buseyi
sen memleketim kadar güzelsin
ve güzel kal
RUBAİLERDEN
''Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle.
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile...
Şiir sade aşk ve sevgi konularını işlememelidir,bunun yanında toplumun sorunlarına,dönemin politik olaylarına da yönelmelidir bu iki olguyu yoğurabilmektir şiir,insanları aydınlatabilmektir şiir,basit dizelerden oluşmamalıdır,sanatla iç içe olabilmelidir şiir...NAZIM USTA'YA selam olsun........
Şiir sade aşk ve sevgi konularını işlememelidir,bunun yanında toplumun sorunlarına,dönemin politik olaylarına da yönelmelidir bu iki olguyu yoğurabilmektir şiir,insanları aydınlatabilmektir şiir,basit dizelerden oluşmamalıdır,sanatla iç içe olabilmelidir şiir...NAZIM USTA'YA selam olsun........
Sorun, şiirin –üstelik insanın kendi şiirinin- çıkmazda olduğunun bilincine varmaktır. Bu çıkmazın bilincine varmak biraz da çözmek demektir onu.
Şiirimiz, -dolayısıyla edebiyatımız, çünkü ülkemizde edebiyatın, hatta bazı toplumun bir çok sorunları, açık kapalı, şiirde tartışılır, şiirde çözülür yahut çözülmez veya bu sorunlardan şiirde vazgeçilir. Belki de sağlam düşünce zemini kurulmamış bütün ülkelerde böyledir bu- gerçekten bir çıkmazdadır. Nasıl ki Nazım sonrasında da, Orhan Veli sonrasında da çıkmazda idi. Çünkü şiirin çıkmazı, yukarıda değindiğimiz sebepten insanın çıkmazına, toplum çıkmazına sıkı sıkıya bağlıydı ülkemizde. (Belki de bir bakıma şiirin görevi hep çıkmazda olmaktır. Rahat işleyen şiir kuşku vermelidir. Belki yaşanandan geride kalmıştır onun için. Divan şiiri hiç çıkmaza düşmedi, Hiç değilse Tanzimata kadar düşmedi. Çıkmaza giren insan’la sarsıldı ve eskidi. Hece geride kalmayı kabullenerek başladı, onun için çıkmazda değildi. Sık sık dalgalanan, dalgalanmaları büyük bir toplumda, toplumu, yaşanandan değil, bir çeşit vocabulaire’den kovalıyordu, sunulmuş sözcüklerden izliyordu. Buna boyun eğmişti).
Şiir çıkmazda. Şimdiye değin, ne romanın, ne tiyatronun, ne sinemanın izleyemediği, anlayamadığı bir çıkmazda.Belki yalnız öykü’nün farkına vardığı bir çıkmaz.
Bu çıkmazın en önemli sebeplerinden biri, şiirin kendi sebep ve sonuçları (denebilirse bir çeşit otofaji) ise, öbür nedenleri arasında, toplumsal koşulların, toplumsal dayanakların değişmesi, yani insanın, insanın alıp veremediklerinin, insan ilişkilerinin değişmesi ise, önemli bir başkası da: geri, sorunsuz, bilinçsiz gelişen insanın, dolayısıyla şiirin imkanlarına kadar anakronik bir ortamın ve buna bağlı bir şiir ortamının türemesidir. (Bu ortamın bahse deymeyecek kadar önemsiz, etkisiz olduğunu söyleyecekler çıkabilir. Önceleri biz de böyle düşünüyorduk. Ama şiir kendi başına yaşayan, soyut bir yaratık değil. Geldiği sebepler, seslendiği, seslenmek zorunda olduğu yerler var. Ülkemizde daha bir süre, sözü edilmeye deymeyen şeyleri yılmadan ortaya koymak, tartışmak zorundayız. Herkes, savaşmaya zorunlu olduğu şeylerin, budalaca çetinliğini bilmek, hesaba katmak zorundadır.)
Her beğenin bir ortamı, her tür şiirin bir alıcısı vardır. Yapılmakta olanı kimsenin küçümsemeye hakkı yoktur. Ama budalaca aşk şiirlerin, budalaca biçim denemelerinin birdenbire yarattığı ortama, ses çıkarmamaya, görmezden gelmeye pek katlanamıyor insan.
Şiir çıkmazdadır. Bütün şiir yazanlara, edebiyat yazanlara hatırlatmak gerekir: Şiir çıkmazdadır. Çünkü insan çıkmazdadır, sorunlar çıkmazdadır, Toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor, insanın ilişkileri ve sorunları değişiyor. Ülkemizde en azından birtakım kavramlarla yeni yeni karşılaşıyoruz. Şiirin en azından artık bir avunma, oyalanma değil, bir saptama, belki bir önerme olduğu anlaşılıyor.
İnsanın doğasıyla şiir değişiyor. Bu değişme ancak değişmenin ve değişenin, eskimenin ve eskiyenin farkına varmakla izlenebilir. Bilgi şartı yanında bunları ayırt etmenin asgari baz’ı sağlam bir duyarlılıktır.Yüzyılımızın bütün gereçleri de bunu sağlamaya elverişli üstelik. 1930’un eksik idealizm’i 1940 realizm’i ve 1950’nin hastalıklı romantizm’i ile bugünün insanın betimlemek mümkün değil.
Evet şiir çıkmazda. Çünkü insan çıkmazda. Ama bütün sorun bir çıkmazın bilincine varmakta. Şiirin çıkmazda olmadığını düşünenlerden yana değiliz.
Çünkü bu çıkmaz; bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şaire ve insana yeni bir imkandır
KALMAYACAK TEK BİR NEFESİN BEN SENDEN GİTMEYE KARAR VERDİĞİM AN
BİTMEYEK DAMLALAR GÖZLERİNDE SEVGİMİ
TÜKETTİĞİN AN
UNUTMAK HAKTIR BANA SEN BU HALİNDEN BEZMEDİKÇE
ELVEDA SÖZÜ NE KADAR DERİNDEN İNLETECEK YÜREĞİNİ SESSİZLİĞİMİ BOZDUĞUM AN
BEN BU ŞEHİRDEN GİTMİŞ OLACAĞIM SEN BANA DÖNMEYE KARAR VERDİĞİN AN
GEÇ KALMAYACAK SEVGİLER YAŞAMAN DİLEKLERİMLE BERABER HOŞÇAKAL SEVDAM.
Bildiginiz ya da su anda öğreniyor olduğunuz gibi Nazım Hikmet Ran'ın şiirleri internette Yapı Kredi tarafından engellemelere uğruyor...
Nazım Hikmet bir halk insanıdır ve tüm bu değerli eserlerini halkına adamıştır..
Bu üstada ve bizlere yapılan haksızlığa karşı susmamak, tepkimizi koymak gerekir!
Hepinizi www.NAZİMUSTA.com' a destek vermeye çağırıyorum!
DAVET
Dörtnala gelip Uzak Asyadan
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim,
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edip insanın insana kulluğunu!
Bu davet bizim.
Yaşamak! bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine
bu hasret bizim
Nazım Hikmet
sayın yitik 78 söylenecek herşeyi söylediğiniz için teşekkürler.Ayrıca Nazımın şiirlerindeki mükemmelliği göremeyip siyasi kimliğine takılanlar düşünce farklılıklarına gösterdikleri hassasiyeti bikere daha gösterdiler.SÖYLENECEK TEK LAF BU DAVET BİZİM
pencereye konan kuş gibi ürkekçe yazılmış ama yazılurken o kuşun hiç mi hiç uçmayacağını evini unutmayacağını da aynı cesaretle söylemiş.ne sevgilinin yanağına bırakılan buse ne de kapıyı çalıp saadet getirecek atlı ve ne de sen asla unutulmayacaksın. benim pencereme konan ürkek kuş gibi ........
Memlekete gelemeyen bir adamın,memlekete karşıdan bakıp bakıp iç geçirmeleri...Bence güzel bir şiir de değil...Şaire şakşak yapmaya gerek yok...Beğensem güzel yazmış derim...
Kardan Adam
Madenci olsanız
Savunurmusunuz?
Bir kardan adamı
Güneşten.
Sadece
Gözleri kömürden
Diye
Hüseyin Cihan
yani bu şiire sırf nazım hikmet e ait diye güzel demelimiyiz????
Bu şiir ile ilgili 74 tane yorum bulunmakta