Siz uyuyordunuz!
Biz bu gemiyi kutalmış hakanların verdiği sır ile yaparken, susuz bir denizde yüzdürürken, zalimler ile savaşıp onları canlı ölüye çevirirken siz uyuyordunuz!
Biz bu mücadeleyi insanlık adına verirken
Siz şeytana hizmet etmek için bir biriniz ile yarışa giriyor bir türlü uyanamıyordunuz.
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Yangın çıkar, tutuşur her şey, ne zamanki duman nefessiz bırakmaya başlar uyanır canlı
Ya son nefesidir aldığı, yada son kurtuluşu ( bugünün kısa tanımı )
Esenlikle Üstadım
Asiler Yurdu Anadolu
Eskiden insan az, su ve diğer doğal kaynaklar çoktu. O günün insanları bu bolluğa rağmen suyu ve diğer doğal kaynakları tasarruflu kullanmayı kendilerine ilke edinirdi.
Tek amaçları şuydu; bu dünya sadece bizden ibaret değil. Her canlının hakkı var. Gelecekte yaşam bulan her canlı bu hakkından bizim bencil tutumumuzdan dolayı mahrum kalmasın diye bir anlayış vardı.
Bugün ise bunun tam tersi bir yozlaşmanın ortamında bulduk kendimizi. İnsan çok kaynaklar herkese yetecek kadar olmasına rağmen tümüne sahip olmak isteyen bir densizlik yurdumuza ve insanımıza dadandı. Anadolu yirmi yıldır altından üstünden oyularak tüm kaynaklarını doyumsuz bir gürüha gelecek kuşakların canlıların hakkını çalan ve çaldıranların yağmasına maruz kaldı.
Buna itiraz eden her insanlığını kaybetmemiş insanı işsiz bırakarak, hapse atarak başka tehditler yaparak bu talanı toplumun gözünden kaçırmak istediler.
Medya gibi bir yalan makinesini bu amaçla kullandılar kullanmaya devam ediyorlar.
Siyaseti iktidar ve muhalefet olarak aynı amaca hizmet etmek amacıyla dizayn ettiler. Onlarda danışıklı dövüş oyunu tiyatrosunu topluma karşı çok iyi oynadılar.
Bunu kim deşifre edebilir buna kim karşı çıkabilir itiraz edebilir diye hiç çekinmediler.
Asiler yurdu Anadolu'da bir zulüm yaşanacak, asiller seyredecek ve içinden bir asi çıkmayacak öyle mi?
Atatürk neden unutturulmaya çalışıldı?
] Önder KARAÇAY [
Ya!
Gücünün farkına varamıyorsa insan,
Ondan daha güçlüye "biat eder",
Hasletlerini, yararlı ve gerekli alışkanlıklarını tek tek kaybeder!
Artık şeytana uymanın koşulları hazırdır,
İyilikten ve kurtuluştan uzaklaşır git gide...
Yaşam,
Gerçekleriyle vurur, hatırlatır kişiye...
Uyarır,
Kendine getirir...
Uyanmak istemeyen zavallılar hariç!
Tebrikler Önder Kardeşim.
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta