Kaybolmadım mı sanıyorsun? Onca kişinin gözbebeklerinin içine baktığımda; kendime ait bir toz tanesine bile denk bir ben göremiyorum. Hani kendi parmak uçlarım hissedemeyecek gibi benliğimi. Bir ateş böceğini arıyorum sanki güle güpegündüz hayatta. Vazgeçmiyorum ama yoruldum. Bu eller bile vazgeçmişken benden; neden bu kaleme sıkı sıkıya sarılıyorum. Neden dolmaya çalışıyorum melodilere, kelimelere, mürekkebe. Kalemin ucunun kağıt ile sevişmesinde aralık o milimetrik alanda hala kayboluyor lakin bembeyaz kağıda boşalan mürekkepte boğulamıyorum. Hayır hala vazgeçmiyorum. Kendimden değil de kimseden. Senden mesela eşten dosttan veyahutta üçüncü tekil sahıştan. Okyanus misali sanıp hayatımı; limanımdan seyrederken açığa doğru fenerlerini bile söndüremiyorum bu teknenin. Karanlığın raks ettiği bir anda onun ellerinden tutup eşlik edercesine kaçamıyorum. Arkama dönüp bakmadan bırak gözlerimi kısmayı, bir ışık zerresi sızacak kadar açmadan yürüyüp gidemiyorum. Neden diye başlayan onca soru işareti ile bir kargaşaya tutuşan içim delik deşikken; kendimi bırakamıyorum bu okyanusa su alıp beni boğması için her bir delikten. İlk vazgeçtiğim her defasında niye hep ilk benim. Ben neden yoruldum ki bu kadar kendimden?
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta