Bu kent
acılarıma birkaç numara büyük gelen
sokaklarında kanadığım
kanatıldığım
ve kanattığım
sonra bir başıma
Bütün emanetlerin yağmalandı
yorumu yok
buyruğundasın devrilen bir sancağın
alnında yenilgiler yaftası
namert bir kırbacın şaklabanlığı teninde
keşfedilmiş sığınakların
Buruşuk bir gün
vokal ayrılık
çisildeyen yağmur yani sulu hali tanrının
yanıtlanmamış soru
ışığın ilk zevki
kara ve koyu
Bütün öfkelerde adın vardı yanıldı çözümler
yıkılan gecekonduları anımsatıyor gözlerin
bir tek çocuklar sobeliyor pişmanlıklarını
çarmıhlara gerildiğim bu kirli kaldırımlarda
yaşamın ölüme uzaklığı say şimdi
göz kırptığım kadınları
Dinsin diye içimdeki vaveyla
Hüzne vefa taşıyan kör bir tayfaydı haziran
bir nergisin nabzına ekledim beyazın bekaretini
ateşin gölgesinde sudan artanı bekledim
demir atıldı kehanetlere ve ısrar
Bir düştüm düşerken çok üşüdüm
işte sesim dindi
menziline mahkum bir turnayım
beni sevemezsin
karanlık örtüyor sağanak ürpermelerimi
dağların yankısına aşkları kaydeden
...
dört kitapta beni ürperten zehir
zarif ölümler kurguluyor insana
dünyaya ibretle bakıyorum bu yüzden
...
O an
İçimdeki serzeniş zarif ihanetler kurgulamamdan
kaynaklanıyor olacak ki son çare yağmura sığındım
bunca dil bilmem bezirgan sesimi yumuşatmıyor
ve ruhumda dolaşan militan durmadan kışkırtıyor
beni çıplak yârin koynuna girmeye
hem de silahsız
Gittiğinde ne oldu ki
yüzünün emanet aldığı yüreğim
dönmedi çağırdığım intiharlara
Gittiğinde sıcaklığımı kaybettim
dağınık pazar yerlerine benzedim
Hangi taşlar günahlarımın kefaretini üstlendi
yazmada gizlenen tasviri kim çözdü ki
İstiridyenin içindeki sise dönmek istiyorum
bunca ürpertirken beni ayın şavkı
her yanda bıraktığım bakışlarım söylüyor




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!