Çocukça bir küskünlüğü taşıyacağım tüm yükleriyle birlikte.
Taş taşıyan arabaların, taş yollarda çıkarttığı sesleri yükleyerek hafzalama.
Gülmeyin mavi kanatlı güvercinler gülmeyin bana.
Ne çok acı tebessüm doğdu kanayan dudaklarımdan.
Bir hiçlik kaplamış benliğimi,
hiçliğin orta yolunu bulmaya yeter mi kelimeler.
Nereden peydahlandığı belirsiz kelimeler pelesenk olurken dilime,
gayri ihtiyari anlamsız bir söz vurur dilime.
Akşamın kızıl rengine bağlarım hiç duyulmamış duaları.
Güneşe şikayet ederim ahlarımı.
Kervanlar geçer önümden,
yolcu kafilelerinde ki yorgunluk çöker hüznüme.
Onların gözlerine bakmaya cesaretim yok.
Onlar Ekim yağmurlarıyla ıslanmış,
analarının ninnileride avutmuyor çocukları artık.
Arabaları çeken atların kişnemeleri sessizliği bozarken
Bir yudum insan olmanın sıkıntılı halinde kendi rahatımdan utanıyorum.
Oysa ben şu anda değilim,
çok eski bir tarihte yaşar gibi ruhum.
Oysa şimdi ki anda akşam oluyor,
yitik kalpler sokağında olmalıyım.
Ben kızılın hükmünde olmalıyım.
O yüzden yitirdim benliğimi kızıl bir gezegende.
Apayrı bir dünya yaratan ruhum,
yine bir gezgin olup maceralara sürükledin ya beni.
Tokat gibi vuracak gerçekler yüzüme birazdan.
İşte ben o Zaman şimdiki ana döneceğim.
Yine ben gerçek dünyanın içinde öleceğim.
Kayıt Tarihi : 4.10.2021 18:29:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!