Eskiden ne çok severdik birbirimizi anne,oyunlar oynardık,saklambaç oyunu hani...Ne komik olurduk ikimiz...Sen sonradan birden çıkıp beni korkuturdun!
Ara sıra senle şekilli kurabiyeler yapardık sonra oturup yerdik...İki küçük arkadaş gibiydik.Bazen kavga eder,bazen oynardık,bazen ise ağlardık.
Ne çok severdim seni kıskanırdım seni herkesten; kimseyle paylaşmak istemezdim.Birlikte büyüdü düşlerimiz,acılarımız,sevinçlerimiz...Çünkü,biz birdik anne! Kimse ayıramaz sanıyordum birbirimizi, kimse gülistan bahçemizin güllerini koparamaz diyordum...Ama ayırdılar anne...
Şimdi sensiz lodoslarda üşüyor kalbim,sensizlik, ne acı şey anne!
Eskiden şiirler yazardın bana, okuldan geldiğimde; not defterimin arkasında veyahut hatıra defterimin arasında...Küçük arkadaşım derdin bana,birde badem gözlüm...Şimdi ise o şiirler sana yazılıyor ama gizli,ama gözyaşı ile...Sensizlik,ne acı şey anne!
Ne olurdu hep aynı kalsaydık..Hep küçük arkadaşın olsaydım senin? Biliyorum...o küçük arkadaş seni çok üzdü.Ama ne olurdu bir şansı daha olsaydı? Ne olurdu sanki,seni bir daha kucaklasaydı? Biliyorum...hayat kötü hem seni çok yıprattı hem beni.Hayat kötü ama anne,biz kötümüydük sanki?
Keşke hiç büyümeseydim...Senin küçük şımarığın olsaydım ama dövseydin ama sevseydin ama ayrılmasaydık anne?
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...



