Anne,
sen gittikten sonra
adım Azad kaldı ama
özgürlük bir yalan oldu.
Her sabah uyanıyorum
aynı boş yatakta,
aynı soğuk yastıkta
senin kokun yok artık,
sadece tuzlu bir iz.
Mutfak masasında
üç tabak değil,
bir tabak duruyor.
Senin tabağın hâlâ orada,
dokunmuyorum,
çünkü dokunursam
gerçekleşir yokluğun.
Yokluğun zaten gerçek,
ama ben hâlâ inatla
“belki döner” diyorum.
Gece yarısı
telefonu elime alıyorum,
numaranı çeviriyorum yarım.
“Anne?” diyorum sessizce.
Karşıdan sadece uğultu.
Uğultu senin değil,
benim içimdeki fırtına.
Fırtına dinmiyor,
sadece büyüyor.
En çok
“Azad’ım, kalk yemeğini ye” deyişini özlüyorum.
O ses ki,
dünyanın en güvenli emriydi.
Şimdi kimse emretmiyor.
Kimse “Azad’ım” demiyor
o sıcaklıkla.
İsim bile soğudu dudaklarda.
Rüyalarımda
elini tutuyorum,
parmakların kayıyor.
Uyanıyorum,
elim boş.
Boşluk o kadar ağır ki,
göğsüm çöküyor altına.
Sol yanım acıyor anne,
sol yanım sensiz yanıyor.
Keşke son sarılmamızda
sana “gitme” deseydim.
Keşke kollarımı zincir yapsaydım.
Keşke son “seni seviyorum”da
sesim kırılmasaydı.
Ama kırıldı.
Ve o kırık
hâlâ kanıyor içimde.
Tüm annelere diyorum:
siz buradasınız diye
dünya dönüyor hâlâ.
Ama kaybedenler için
dünya durmuş gibi.
Zaman akmıyor,
sadece acı akıyor.
Anne…
seni kaybetmek
bir kere olmadı.
Her nefeste,
her “anne” deyişimde
yeniden kaybediyorum seni.
Ve ben hâlâ
o küçük Azad,
kapının önünde
seni bekliyorum.
Kapı açılmıyor.
Açılmayacak da.
Yine de…
gözlerimi kapattığımda
kokun geliyor burnuma.
Hâlâ oradasın.
Hâlâ buradasın.
Dokunamasam da,
seviyorum seni.
Bu sevgi acının kendisi oldu,
ama vazgeçmiyorum.
Azad’ın annesi…
cennet ayaklarının altında olsun.
Ve ben,
senin adınla yaşayayım
sonsuza kadar.
Kayıt Tarihi : 18.2.2026 18:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiir, annemi kaybettiğimden beri içimde büyüyen bir yaranın kelimelere dökülüşü. Annem gittiğinde, ilk başta sadece bir boşluk hissettim – mutfakta eksik bir tabak, telefonumda yarım kalmış numarası, geceleri yastıkta kokusunun izi yoktu. Ama zaman geçtikçe anladım ki anne kaybı bir kere olmuyor; her sabah uyanınca, her "Azad’ım" diyecek ses olmayınca, her rüyada elini uzatıp tutamayınca yeniden kaybediyorum onu. Kapı metaforu gerçek hayattan: Annem eve her geldiğinde o kapı açılır, sesi dolar eve, "Azad, yemeğini ye" derdi. Şimdi kapı kapalı kalıyor, sonsuza kadar. Sol yanım yanıyor çünkü kalp orada; annemin sevgisi oraya kazınmıştı, gittiğinde yara kapanmadı, sadece derinleşti. Çay bardağına dokunmuyorum hâlâ, çünkü dokunursam yokluğu tamamen kabul etmiş olacağım – oysa ben inatla "belki döner" diyorum içimden. Bu dizeler, annesiz kalan herkesin ortak acısını taşıyor: Sevgi artık mutluluk değil, acı oldu. Her "seni seviyorum anne" deyişimde hançer gibi saplanıyor. Şiir, Didem Madak'ın annesizliğinden doğan dizeleri gibi, acıyı şiire çevirmenin tek yolu olduğunu söylüyor – çünkü anlatmazsan boğuluyorsun.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!