Kağıdın buz tuttu,
kalemin dondu,
sazın çığlık çığlığa ağladığı bir zamandayım.
Ağladığı zamandayım.
Eğildim,
kanamayan dizlerini inceledim.
Bu kadar acı,
bu kadar dermansızlık
hangi suskunluktan kaldı anne?
Doğruldum.
Kapıya yürüdüm.
Tokmağa dokundum:
bir, iki, üç, dört…
Kapı açılmadı anne.
İçimden geçeni bağırmadım,
yuttum.
Delilik boğazımda kaldı.
Ben geldim anne.
Eteğimde birikmiş vurdumduymazlıkları
döküp geldim.
Geçmişi eleyip eleyip
savura savura geldim.
Azıcık ayrılığın
ağrısız sandığım yalnızlığından,
nefsle menzil arasında
ayağıma batan taşlarla geldim.
Derme çatma bir ahşap evin bahçesinden
usulca daldım içeri.
Ses kulaklarımda yabancı,
etraf ıssız.
Hayaller açık—
yürekte küçük ama inatçı bir sancı.
“Kısmet değilmiş mutluluk”
diyor kulağımdaki ses.
Unutmaya çalışırım,
olmadı anne.
Bahçedeki eski divana bıraktım kendimi.
Geçmişinle göz göze geldik.
Usul usul yaşlar aktı gözünden,
yıllar müjganla buluştu.
Oysa bu kadar çabuk geçmeyecekti zaman.
Vaktinden önce geldi
“gelmez” dediğim acılar.
Anne…
Nefsle menzil arasında
kaldım.
Ne tam vazgeçebildim
ne yürüyebildim.
Ellerim üşümüyor artık anne.
Dinlemedim seni.
Koşarken dizlerim kanadı biraz,
ama asıl
içim yoruldu.
Kapı kapalıysa da
ben buradayım.
Tokmak susmuşsa
sesim içimde.
Çık kapıya anne.
Söylenecek sözüm kalmadı.
Yükümü yolda bıraktım.
Ben geldim anne.
Sadece
geldim.
Kayıt Tarihi : 17.1.2026 12:08:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!