Çok insan hikâyesi dinlemişizdir. Ama birbirinden kopuk olan bu anlatımlar tarihsel değildir. İzole bir totem sosyoloji içermez. Totem yaşamla sürüden ya da grup eğiliminden çıkan gelişmeyi içermez. Üretim sel ve kolektif güç güdenle değildirler. Üretim gücünün doğurduğu ilahi mana anlayışını ortaya kor olan tarihsellikle vs. insanın ilahi atalarıyla ortaya konur denli çok yönlü bağıntılarla değildirler.
Biyolojik benzerlik nedenle insanımsılar 6 milyon yıldan beri yeryüzünde vardılar. İnsanlar, üreten gruptan ve gruplar arası girişim yapa üreten kolektif güçten sonra, şunun şurasında belki de 6-7 bin yıllık ittifaklar arası bir girişme ile yeryüzünde var oldular. İttifaklar arası bir girişme ile yeryüzünde var oldular.
İnsan ile insanımsılar arasındaki fark, biyolojik olmaktan çok öte insanın üreten gruplar arası kolektif güç kullanma başarısı göstermenin kolektif bir mirasla donanmış olmasıydı. Ne insanı ortaya koyan irade, biyo-sosyolojik kültürler insanındı. Ne ön ittifakı ortaya koyanlar insandılar. Ama iyi veya kötü bu günkü uygarlığın sürdürücüsü ve taşıyıcısı insanlardı.
İnsanın insanlığı birkaç bağıntı girişme sonrası kolektif bir zekâ ruhla kolektif yeteneği kullanabilme becerisi göstermeleriydi. İnsanlar üreten ve gruplar arası girişim yapan ilahi tür kolektif gücün başarısıdırlar. Üreten ve gruplar arası girişen kolektif güç, insanı doğurmuştu.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta