Köleci sistem böylece analitik olmayan bu yanılsamalarla, tevekkül etme fedakarlığıyla açıklandı. Taat, itaat, fedakarlığıyla taçlanan bir vaade dönüştü. Fedakarlıklar şöyleydi. Başınıza ne gelirse gelsindi. Baş kaldırmayın. "Sabırla dileyin; El sabredenlerle beraberdir"; "El sizi açlık, korku, maldan eksiltmeyle sınav eder. Sabır gösterenleri müjdele".
Avcı toplayıcı dönem hemcinslerimizin eksiltilecek malı yoktu. Ama temel referanslar içinde açlığı ve korkuları vardı. Hemcinsler, kendi açlıkları ve kendi korkuları karşısında terbiye olmayı bilmiyorlardı. Totem alan içinde eğitimli olacaklardı. Açlık ile korkularına sabretmeyi, sevap kazanmayı köleci sistem içinde öğrenecekti. Müjdelenecekti. Feda oluş hep soyut değildi.
Örneğin "El sizin canınızı malınızı cennet karşılığında satın almıştır" diyordu. Vaat ile El, candan verme, maldan verme fedakarlığını somut biçimde açık açık sizden istemektedir. Ve size de karşılığında cennet vaat etmektedir. Bu söylemini de " ne karlı alışveriş değil mi?" diyerek pekiştiriyordu.
Oysa ne hemcinsler hayata başlarken ne kolektif yapı ortaya konurken fedakârlık olmadığı gibi bir vaade karşı can mal feda etmek, hiç yoktu. Organize hayat başlarken can sahipliğiniz vardı da mal sahipliğiniz hiç yoktu.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta