Bozkırın Edebi Sızısı
Bir kütüphane rafında unutulmuş,
Cildi hafifçe aşınmış o ağırbaşlı kitap gibisin.
Sayfaların arasında kurutulmuş bir karanfil değil de,
Eski bir randevunun telgraf kağıdı saklıdır sende.
Cümlelerin uzundur, imlan hatasız;
Sen, şiirin süsü değil, nesrin o çelik gibi omurgasısın.
Sakarya Caddesi’nde bir akşamüstü,
Efkârın dumanı dağılırken eski meyhanelerden,
İçinden bir Cahit Sıtkı geçer, bir Orhan Veli...
Onlar İstanbul’u anlatırken bile,
Senin o hüzünlü kaldırımlarında eskitmişlerdir pabuçlarını.
Çünkü bilirler ki; İstanbul sevişilecek bir kadınsa,
Ankara dertleşilecek bir dosttur.
Bahçelievler’in o birbirini kesen nizamlı sokaklarında,
Cumhuriyetin ilk yıllarından kalma bir radyo yayınıdır sesin.
Hafif cızırtılı, biraz mesafeli ama hep vakur...
Denizi olmayan bu bozkırda,
Edebiyat bir liman değil, bir sığınaktır;
Kelimeler o dondurucu ayazda insanın içini ısıtan tek battaniyedir.
Sana bürokrasi diyorlar, bense derinlik diyorum.
Senin beton binalarının ardında,
Askeri disiplinle saklanmış koca bir melankoli yatar.
Yazılmamış romanların başkentisin sen;
Herkesin içinde bir gurbet,
Her gurbetin içinde bir Ankara sessizliği...
Çünkü Ankara
Mürekkebi kurumamış bir dilekçe değildir sadece,
Okundukça insanın boğazına düğümlenen,
O en dürüst, en çıplak mısradır.
Salim Erben
Kayıt Tarihi : 31.1.2026 13:06:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!