Tabiri caizse Ata; ateşi eli ile tutmuştu. Kendisi açısından olup biten, yoğun bir stres kaynağıydı. Kişilik ve menfaatler çatışması gibi hissileşmelere götürülecek bir yüklenişti. Eleştirelliğine açıkça vurulacak, yumuşak karın noktasını oluşturacaktı. Yine de Gazi’nin tercihi, ufuk alınıştaki devlet adamı olmanın sanatçı (yaratan) kimliği idi.
Bunları şimdi bile okuyup görünce, Gazi aleyhine vahameti anlamamak, dinamizmi sıradan bir vaka gibi değerlendirmek olurdu. Bunlar insan doğasının bizi yanıltan bir tutumudur. Bu yüzden de kendi küçüklüğümüzle; ” Atatürk olmasa idi bile, başka Atatürkler olurdu” deme banalliğine düşerdik. Zaten Atatürkler olsa idi, Atatürk olmazdı! Yani bu durumlara da Atatürkler sayesinde düşülmemiş olurdu! Atatürk’te iyi bir zabitan olarak kalırdı. Zaten günün zemini de; eğer Atatürkler varsa idi de, zaman ve zemin diğer Atatürklerin içinde, zamana ve zemine en dek düşeni, etkiyip etkilenen cevap olaraktan(tepki) , seçilecekti. Oysa koşul, bildiğimiz, bu ATATÜRK'Ü seçmişti! Demek ki Atatürkler yokmuş. Bu söylem bir yanlış anlama da olmayıp, hatta fikir de olmayan, bir fikir özgürlüğü de olmayan; “Atatürk olmasa idi bugün aynı düzeyde ve daha iyi olurduk” deme gaflet ve mantık absürtlüğüdür! Bunun cevabı mümkün mü? Deli saçması bir anlama ve anlatımdır.
Sorgulamak yanlış değil. Burayı görmeden sorgulamak olguyu görmeyip, hayaller var edip, hayallerde yaşamaktır. Halamın bıyığı olsa, halam amcamdı, der gibi bir şey. Ne yazık ki halanız amcanız değil. Amcanız olmadığı içinde, halanızdır! Bunu değiştiremezsiniz. Siz de halanıza amcanıza davranır gibi değil, halanız olarak davranıyorsunuzdur! Gerçek bu. Realite bu. Hayatta olaylar yaşanıyor, sonra onun düşüncesini öğrenmek üzerine devam ediyor. Yani MUSTAFA KEMAL olarak Kurtuluş Savaşına giriyor, bu biçimi yaşıyor, ATATÜRK olarak sürece dahil olup, zaman ve zemini etkileyip değiştiriyordu. Savaş öncesinin Mustafa Kemal'i bu süreci yaşamasa idi, süreç sonrası hem yoktu, hem de süreç sonrasını yaşayamazdı. Mekanik savaşın öncesi Mustafa Kemal vardır. Savaş sonrası bambaşka, aynı fiziki görünümlü, ama ATATÜRK olarak etkileyip, etkilenen; olay ve olguları başlatıp, süreçleşen; yol alıp, yol veren; Atatürk vardır. Bu aynı zamanda farklı bir önderlik sürecidir de.
Şimdi konunun genel değinme açılımından sonra, Mustafa Kemal'in içinde bulunduğu bir toplumsal ulusun şaha kalktığı sürece, sanat yaratan bir olgunlaştırma ile nasıl yaklaştığına kendimce değineyim. Eylemleriyle yer yer sanat oluşa yönelir. Ve yer yer de; sanatın maharetçi temasında bulunan Gazi’nin anlam ve anlatımları sanatken, benzer istiklal savaşı yapmış olanlardan, yine benzer eylemli, benzer andırışçı kişilerin dahi, bizim devrimlerden ayrışır olan yanlarını, belirtmeye gayret edeyim.
Ülkeler, savaş sonrasını; içinde mağrurca yaşayacakları bir demlenme ve coşku içinde bulunacakları durultma dönemi yaparlar. Bu tabii ve normaldir. Bütün dünya süreçlerinde bu böyledir. Olay sadece bir iki başarılı nokta ile kişi ömrüne sığdırılır. Ya da bir iki başarı kişi ömürlerine yayılır. Olay olup biter; bir dönemin tarihi kapatılır. Oysa Gazi sanatın kesikli ama sürekli yapısı gibi, toplumsal hareketin de sürekli ve kesikli, aşama kat eder yapısını, ortaya koyan bir süreçleşmedir. Ömrü daima süreçleşmiştir.
Gazi hazretlerinin, savaştan sonra yaşayacağı bir; “demlenilir savaş sonrası”” yoktur. Davranışı; askeri boyutla tekilleşen davranış olaraktan kalmayacaktı. Halk ve halkın kurumlarını, toplum ve toplumun yapılarıyla ilişkileyen, köktenci yaklaşımlarla, var olanı güncel olana geliştirip, kimi kez yeniyi kurup, toplum ve halkla ilişkileyerek yapı, tümelleşir bir sürece sokulacaktı. Olay ve olguya tümeli katıyordu.
Gelişmeler, devamlılığı olan kesikli ve sürekli yapılardır. Planlı bir şekilde, mevcudun kıt olarak var olan kullanılabilirleri vardı. Bu kullanılabilir olay ve olgulara, insan dinamikli, dayanak ve desteklerini planlı bir şekilde, olay yer zaman sıralı, kesikli sürekli yönetim belirtişleriyle kotardı. Bu kotarma düzenlenişlerini otomatikçe yeni süreçlerle, devinim içine sokar olması sağlıklı bir kuramcı ve uygulamacı olmasıdır. Sanki nerede ne yapacağını bilir olmanın, kimi dem şaşma ve teklemeleri pahası ile zamanın saatini kurdu.
Süre devindikçe olaylar şekilleniyordu. Yeni şekiller yeni ihtiyaç ve zorlamaları beraberinde getiriyordu. Bunlar sistemin öngörülemeyen belirsizlikleri idi. Karşısına travmadan doğan, dar bölge kaynaklı, atıl olacak sosyal dikilişlerin cesaret kırıcı davranışların göğüslemesi vardı. Şekilleşen yapının güç olan yanının zorluklarından, daha da kıymet bulacaktı. İşte bu girift uğraşmaları bir sanatın kişi yaşamı ile sınırlı olamayacak denli bir haklılığın uğraşıydı. Bunlar Ata’nın kişiye çoğa mal olan, ne men en den şey oluşlarını göğüsleyişidir. Bunlarla oluşan kendi idrakinden kafasında çakan şimşeklerin ziya olan kavraması şekilleniyordu. Bir mekanik yaygın oluşumların, sanat oluşu icra olunuyordu.
1919 ve 1938 yılları arası Anadolu hareketinin sanatsal evrimi, ancak sonrada, sonraki mesafeden bakılınca görülüp hıfzedilen bir olaydı. İcracısı dahi bunu bilemezdi. Yolun düzgün tanılı ve temelin oturduğu zenginlik; günün konjonktür ve bilimsel gelişmesi bunu dayatıyordu. Siz akıllıca bunu yoğurup şekilleşecek bilinç ve kararın, hayale kapılmadan, uzak erimli, ufkunda olacaktınız. Dayanaklı, dinamik işlemcinin; adeta otomatiğe bağlanmış tahminci, kestirimci ve aniden durumlardan kaynaklı objektif kararlarından ötürü, başarı kaçınılmaz oluyordu.
Bu yol, çağdaş ve bilinçli bir toplumun, üretme paylaşma ekseninde, tutumlaşacağı akılcı yollardan biri olmakla ve halkın deviniminin önünde; yerinde, zamanında, olmakla kaim ve kavi oluyordu. Belki de aynı zamanda bir çelişkiyi de, halkın kültürel süreçlere sahip olamamasını kodlayan modlara dönüşüyordu. Devrimlerin hızlılığı, halkın değişmeleri iç sinerek kodlayan modellemeci, semboller kılaraktan anlar olmalarından çok önde gidiyordu.
Burası, olayların hızının halk anlamasından hızlı ve önde olması Atatürk döneminde ve Atatürk’ten sonrasında da, öyle tam bir sorun olmayan ve süreçlere terslenir olmayan, bir ekşime ve mayhoşluk aksamasıydı. İşte bu aksak olan ekşi ve mayhoş olan ama asal bir sorun olmayan aklın gecikmeci sindirir olma tutumları istismar edilecekti. Bu istismar, ikinci Dünya paylaşım savaşı ile başlayıp, 1950’lerde basiretsiz, açık gizli yönetimlerin; halka, halkın bilmezlikleri ve bu ekşime noktaları üzerine oynayan, özneleşen tutkularıydı.” Halk bilir”, “halk ne isterse o olur”, “halka inanmıyor musun? ” Gibi, soyut ve her yöne çekilebilir, sübjektif, siyasi oy avcılığı uğruna, siyasi ikbal için, sürecin geç sindirir olan halk engeli, geri halkın ödülüne döndü! Kültürel devrimlerde gerileyişin devinimleşip 12 Eylül öncesi ve sonrası ile gemi azıya alan, bir kalkıştırma ve kışkırtmaya dönecekti.
a href='http://www.ozgurlukicin.com' target='_blank'img border='0' alt='Pardus... Özgürlük İçin...' title='Pardus... Özgürlük İçin...' src='http://www.pardus.org.tr/banner/bts01.png'/a
Bayram KayaKayıt Tarihi : 5.1.2009 10:14:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

TÜM YORUMLAR (1)