Allah Yardımcım Olsun

Hülya Kırklaroğlu
207

ŞİİR


8

TAKİPÇİ

Allah Yardımcım Olsun

Hayatta tek bir derdi, dert edindim Sevgili Günlüğüm✍🏻
Gerisini kâh duydum, kâh rüzgâr fısıltısıyla yüreğimi teğet geçti. İnsan olarak, insani duygularla çoğunu ele aldım elbette. Yazdım, çizdim, dilime de almışımdır her ne kadar kalemim kadar sivri dilli olmasa da dilim, masaya yumruğunu indirecek güce hakim olduğumu gördüm.

Tüm bunlara rağmen öyle bir şeyi kendime dert
edinmişim ki “Allah yardımcım olsun”!

Kaleme aldığım yazılarla kimseye akıl vermek, yol göstermek gibi bir niyetim olmadı. Hem böyle bir şeyi neden yapayım ki?

Her insan su gibi gerek akar, gerekse akıtılarak;
düşe kalka yolunu bulur.
Bizim de başımıza gelmedi mi?
İtilmedik mi sırtımızdan? Büyük şaşkınlıklar içinde dizlerimizin üzerine düşmedik mi?
Ayağa kalkmak mesele olan!
Daha da güçlenerek kalktık net!

Benim derdim bunları çok çok geride bırakacak kadar büyük!
Benim derdim nedir diye sorma Sevgili Günlüğüm ✍🏻
Sen de bilmezsen başka kim bilecek?

Benim derdim kendime ulaşabilmek.

Hep bir adım önde! Hep bir adım!

Bazen dalgınlığımı görüyorum uzaktan, kalemi elime aldığımda, kollarımı açarak arkadan yaklaşmaya çalışıyorum.

Yaklaşımımda rüzgâr mı estiriyorum nedir? Pır diye sanki sihirli bir değnek dokunmuşçasına kaçıyor ulaşamıyor,
yoruluyorum.

Tatlı bir yorgunluk, çok tatlı bu yorgunluğun ruhumda bıraktığı tat. Öylesine koşuyorum ki bazen kendimin peşinden, gözyaşlarım sel oluyor.

N’olur elimi bana uzat diyorum. Neden benden kaçıyorsun desem de nazlı bir ceylan gibi, göz süzdüğümü görüyorum kendi kendime.
Bu halim midir, beni bana aşık eden, süründüren, öldüren his. Öyle bir ölüm ki milyar kereler, yine yeniden ölmeye razıyım.
İnsan önce kendini sevmeli denen cümle, yapısı gereği tam olarak bu değil de nedir?

Kendi elime madden dokunabilsem de, kalemi elime aldığım an uzaklaşıyorum her şeyden. Askıya asılmış bir beden gibi orada, işte şimdi olduğu gibi seyrediyorum uzaktan uzağa kendimi.

Kendimle gurur duyduğumu söylemeden geçemeyeceğim.
Şu askıdan bir kurtarabilsem kendimi. Rüzgârı ardımda bırakıp bir sarılacağım ki kendime sessizce,tüm hikayem, hayat yolculuğum huzur içinde bizi seyredecek.

Yalnızlığı çok sevdiğimi görüyorum. Hem de ne çok.
Kalem ve yalnızlık beni bana daha da yakınlaştırıyor. Kalabalıklar içinde olsamda bazen, bir hünerle füppp diye içime çekiyorum kendimi.

Ne gariplikler yaşıyor insan bukalemun gibi. Bazen görünür gibi ama ortada yok görünmez.

İnsan ilişkilerimizde yazdığım gibi “Şiirsel” konuşmam da bekleniyor…
Her şeyin yeri ayrı.
Topuklu ayakkabı ile nasıl koşamazsa insan, örneğindeki gibi. Şiirsel konuşmam beklenmesin benden.

O gizli bir yerde. O yalnızlığımda saklı yüz görümlüğüm!

Hoş yalnızlıktan bu kadar bahsederken. Bedenim var. Ruhum şâhâ kalkıyor. İngiliz atlarından çok daha hızlı koştuğunu hissediyorum, kalp atışımdan anlıyorum bunu da.
Hayal dünyası olmayanın yazılarımdan bir şey anlaması yönünde endişede taşımıyorum. Anlayamazlar!

Tüm bunları kendime ufak ufak notlar olarak yazıyorum sonuç olarak. İleride her biri çıkacak önüme ve benden sonraki neslim
DNA’sına ışık tutacak bak işte Sevgili Günlüğüm✍🏻 neslime yol gösterici olabilirim yazarak ve benim görüntümden ibaret olmadığımı da yazılarımı okuyarak anlamış olacaklar. Ne güzel değil mi?
Hoş bir ses bıraktı bu söz duygularımda.

Zaten insanlar konuşa konuşa belli ki anlaşamıyorlar diye bir düşüncem var. Yaza yaza anlaşabilecekler kanaatindeyim, bu benim görüşüm. Yazarak bir nevi insan kendiyle, duygu ve düşünce dünyasıyla da yüzleşmiş oluyor. Bir de altına imza atıyorsa başa döner döner okur. Ne de güzel bir yöntem olur insan ilişkilerinde.

Paylaştığım fotoğrafa gelirsek Sevgili Günlüğüm✍🏻
İki gün önce baskülde tartıldım yine yetmiş üç kilo çıktım ve sinirlerim allak bullak oldu.
Bu kadar yüzme, saat ondokuzdan sonra bir şey yeme, sayıya bak diyerek kontrol dışı, kendimi ekmeğe Artvin tereyağı sürerken o da yetmiyormuş gibi, kavanozun kapağını açıp baldozu daldırıp Erzurum balını tereyağıyla gizli saklı buluşan sevgililer gibi buluştururken buldum kendimi ve o ilk ısırık belki de hayatın anlamsızlığına anlam getirdi.

İlk ısırıktan sonra, tereyağının kokusu gözlerimi usulca kapattı. Yaylalara götürdü beni birden üşüdüm. Artvin’e gitmiştim, meleyen koyunların sesiyle birer birer açıldı kirpiklerim. Ellerimle omuz ve kollarımı bir aşağı bir yukarı ısıtmak için ovalıyordum. Bulutlar ne de kocaman ve alçaktı elimi uzatsam öbür tarafından çıkacak gibiydi parmaklarım mutluydum. Ağzım yanlara açılsa da ses yok gibiydi.
Kuzuları gördüm Anneleriyle birlikte çimenlerde benden daha mutluydular. Bebekti onlar emniyetteydiler Anneleri sağ ve yanlarında. Çadırlar, eski ahşap tek katlı derme çatma misafirhane gibi evler ve daha da güzelleri vardı. Bütçelere göre ayrılmıştı aslanların yattığı yerler.

Sonra bir kuzuyla göz göze geldim, bana doğru bir kaç adımla geldi. Gözlerini kırpmadan tüm masumiyetiyle bir şey soruyordu ağzı oynamadan. Beyaz tüylerine bir iki taze ot yapışmış, kuyruğunu sallamıyordu dikkatimi çeken şey buydu. Çünkü koyun ve kuzular mutluyken kuyruklarını sallıyorlardı gelin gittiğim köyde bunu gözlemlemiştim ve neden diyordu bakışları!
Neden?
Neden?
Soruya verecek cevabım olmadığı için gözlerimi gözlerinden utançla kaçırdım o da arkasını döndü sağa bir kuyruk atıp çekti gitti. Hıçkırıkla ağladığımı gördüm.
Dört aylık ömürleri vardı çoğunun. İnsan diye bir kanser türünün onları Annelerinin süt dolu memelerinden keyfi için zorla ayırıp boyunlarını kesip,
ya cağ kebap veya şiş kebap olarak masaya konulacak olmalarından öyle habersizlerdi ki veya haberli!!!

Gözyaşlarım birden tokat gibi itti beni! Uzaklaştı yanaklarımdan, uzaktan akıyorlardı ama yine onlar benim duygularım olmakla birlikte benden uzaklaşmışlardı.

Neden dedim?
Niçin tenimden süzülürken uzağa gittiniz ?
Bu davranışınıza bir anlam veremedim derken. İki elimi aldılar göğüs hizamda şak şak yaptırdılar.
Görüntü açıldı bu Münker ve Nekir’in işi değildi ve ben ölmemiştim zaten. Üşüyordum çünkü, hafiften titriyordum askılı bluz ve şortlaydım yaylada ayakta.

Münker Nekir zaten biliyordu ve ilgilenmediler konuyla.
Görüntüyü izlerken gözümden süzülen gözyaşlarını tenimde hissetmeye başladım o görüntüde ise. Oturmuşum meşhur bir Cağ Kebapçıda şişlere takılı kuzuların etini yiyordum. Öyle utandım ki kendimden. Öyle kızdım ki kendime!
Öylesine incinmiştim ki kendime, kimseye bir şey diyemediğim gibi Artvindeki koyun ve kuzuların yüzüne başımı kaldırıpta son kez bakamadım!

Bir iki kere daha böyle bir şey yaşamış bir daha kuzu eti yemeyeceğime dair söz vermiştim! Tuttum da sözümü, kötü olan şeyin iyi tarafı.

Gözyaşlarımın tuzu dilime varınca, tereyağlı ballı ekmekle karıştı. Artvin tereyağı anlatmak istediği amacına ulaşmış gibi birden yayla kokusunu çekti burnumdan.
Bulutlar göğe yükseldi, üşümem geçti, titremem de hakeza. Mutfaktaydım, yanaklarım sırılsıklam yaşlarla iz dolmuş. Bir kaç yaş çenemden göğsüme doğru akmış şekilde uyandım.

Uyanıştı bu ve belki kimi uyanışlar tekrar tekrar gerekiyor.
Yetmiş üç kilonun, bu kadar koşu, yüzme sporunun yanında verilemeyen kiloların öfkesi ve kuzuların hüznü çalkantılar yaratmıştı sabah sabah ruhumda.
Sonra, elbette ipin ucunu da kaçırdım ve dün makarna yedim. O da tereyağlıydı, yanında et yemedim bunca yaşadığım duygulardan dolayı. Ve zaten vejetaryenliğe doğru bir yolculuğa çıkmaya hazırlıyorum kendimi.
Tek sorum kendime şu ki! Pastırma yemeden nasıl duracağım?

Benimki, sakın gülme ve lütfen sorgulama da
Sevgili Günlüğüm✍🏻 sadece kasaba gitmeme vejetaryenliği.
Bak peynir yemem diyemem, yumurta, yoğurt, süt.
Anlayacağın kasap vejetaryenliği nokta.

Bu sabah kahvaltıdan önce ütüler yaparak başladım günüme. Sondan başa doğru. Sonra kahvaltı için mutfağa gittim. Dün ve evvelki günkü kendime olan yanlış davranışım geldi aklıma ve diyetisyenim Aysen Hanımın diyet listesini ararken bu fotoğrafı gördüm şeffaf dosyada, fotoğrafını çektim.

Kendime ulaşma yolculuğum, asıl hedefim çıkıp geliverdi bir kere daha aklıma. Belki de bir tabela yaptırmalıyım.
Ya da telefonu sessize almalıyım.

Önceliğimin ne olmasına dair kamçı kalktı havaya ve indi duygularıma. Şak etti birden, acıyı duyumsadım.
Dünya kaydı ayaklarımın altından.

Ve kendime bu fotoğrafı gösterdim. Spora ayırdığım bunca zamanların boşluk, koca boşluğunda uçurumlar bir biri ardına çekiverdi beni.

Silkeledi, kendime getirdi beni. Hayattaki amacımı gözlerime gözlerime ittirdi. Bedenen spordan hırpalanan vücudumun aslında kaleme ihtiyacı olduğunu gözüme soka soka bir kez daha gösterdi.
Ve seninlede paylaşmak istedim anlamlı bu fotoğrafı
Sevgili Günlüğüm✍🏻

Kıymetli arkadaşımın hediye ettiği boş deftere uzanıp aldım kitaplıktan. Masaya bıraktım ve mutfağa girdim bu sabah. Ardından güzelce kahvaltımı yaptım.
Deftere uzandı elim ve mavi bir tükenmez kaleme.

Merhaba diye başladım ilk satıra.
Merhaba…
Bugünün tarihini yazdım üst sağ kenara.

Kahvaltı bir haşlanmış yumurta, bir salatalık, bir kaç dal maydanoz, üç beş yaprak roka, kibrit kutusu yarısı kadar peynir, siyah çay.

Hülya Kırklaroğlu
Kayıt Tarihi : 3.7.2025 13:15:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!