O, beklemenin rengidir. Ne tam kırmızı, ne tam sarı; sadece sonbahar eşiğinde titrek duran, inatçı bir direnç noktası. Ekşi ve tatlı arasındaki o keskin, dilin kenarını büzüştüren kararsızlık, meyvenin özüdür. Alıç, doğanın gösterişsiz, sert ve içe dönük bilgeliğidir.
Ağacın dikenleri, korunma isteğinin değil, erişilmezliğin bir felsefesidir. Yakın duranlara karşı değil, acele edenlere karşı kurulmuş, sessiz bir bariyer. Her küçük meyve, büyük bir ormanın küçük, sıkıştırılmış ve yoğunlaştırılmış sabrını taşır. O, hemen tüketilmek için değil, unutulmuş bir köşede, yavaşça ve sindirilerek hatırlanmak için vardır.
Alıç, bir şölenin coşkusu değil, kışa hazırlanan toprakta yankılanan cılız bir umut titreşimidir. Tadı, bir zamanlar var olan, şimdi ise sadece bir anı olan o vahşi, evcilleşmemiş doğanın son ve küçücük nefesidir. O, kıymetini gösterişle değil, yalnızlıkla ispat eden bir noktadır.
Küçük şadırvanda şakırdayan su.
Orhan zamanından kalma bir duvar...
Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
Eliyor dört yana sakin bir günü.
Bir rüyadan arta kalmanın hüznü




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta