en zorba,en haksız halimle
tutuyorum nefesimi,
aldığımı son anına kadar.
hüküm giymiş, üstüne eğreti elbisesiyle
masum bir tutuklu çaresizliğiyle.
Gönlüme güzellikler serdim bugün,
Her can misafirim olsun.
En yavanından katıksız aşım var,
Ekmeğe tuza ne gerek
Tokluğuna şükürler olsun.
Bu şiir kimse tarafından sahiplenmemiş bir yetim,
yeni doğan.
Bir uzun köprü,
Kurtlanmış tahtalarıyla azgın suların üstüne kurulan.
İlk harfinden, birbirine yamalı diğerleriyle örülü,
Yürek işi göz nuru giyisi sıcacık tutan.
Sonrasında da canlılığımı yitirmemek için
geçmişe meyledip,
hep ve yalnız onda tutsak kalarak yaşamalıyım.
Saklı,
sayısız çiçeğin özünden bulup çıkardığım bir ayettir bu şifa.
Tatmalıyım...
Yazılmış, yaşanacak her hikayenin
Susmakla başladığına inanırım.
İlk defa görüyormuşum gibi dünyayı
Atılan ilk küçük adımın durağanlıktan eylemi doğurmasına şaşırırım.
Onun varlığı,
acziyetimizi yüzümüze vurmak içindi.
Geceden bir zamiri, sabahleyin ilk iş yüzümüze çarpıp ayılırken,
Ölen ruhumuzla,
aynada nasıl nefes alamıyoruzun yüzüyle karşılaşmak içindi.
Geçerken uğramışken
Misafir kalıyorum bir akşam üstü
Neşteri keskin ressamın
Kimseye benzetememiş portresinde.
Yüzüme benziyor kanımca geçmişten gelen
Zaman yolcusu
bir ayrılık akşamı vuslatıyla gelip çatmasın isterdik bize
isterdik ki ölümüne,
ansızın gelip kalbimizi boğmasın.
geldi fakat tüm ihtişamıyla...
kangren bütün uzuvlarımızı ayırmadı birini ötekinden bir bir bulaştı.
Yapraklar
Altın renkli, bayramlık elbiseleriyle
Saf saf, sıra sıra kefenlenmiş
Toprak üstünde.
Camlara buzdan resimler yapan ressam,
En soğuk güneşsiz günde
Taşı gölgeni zifiri karanlıkta.
Tut elinden dinle nefesini onun.
Sessiz.
Sorgusuz.
Sualsiz.
En başındayken en sonun.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!