Silivri’den gelen genç kızla köy kâtipliği yapan Şavşat’lı delikanlının Konya’nın Çumra İlçesinin Batum Köyü’nde kurdukları mutlu yuvanın ilk meyvesi olarak 1949 yılının 01 Mayıs: bahar bayramı günü Dünya ile tanıştım.
Beş yaşıma bastığım yılın Ramazan Bayramı günü meydana gelen bir motosiklet kazasında babamı kaybedince, onun yerini bir süre babaannem (HİDAYET) Basali Nene, anneannem Hatice Hanım ve Şevki dedem doldurmaya çalıştılar.
Bu sırada Çumra’da başladığım ilkokulu Mahmudiye / Eskişehir’de tamamladım. İzleyen süreç YUNUSEMRE İLKÖĞRETMEN OKULU’ndaki altı yıllık eğitimim sonrasında ÖĞRETMEN olarak Konya’ya döndüm. Çumra, Sivas ve Konya’da geçen mesleki çalışmalarım bünyesinde yetiştirdiğim öğrencilerimin başarıları ile mutlu ve gururluyum. Yanı sıra Çumra’nın Türkmencamili köyünde 435 fidanla kurduğum otomatik sulama sistemi ile beslenen meyve bahçesi, Okcu Köyü’nde bizzat çalışıp 1940 ların tek derslikli okul binasından, tadilat yaparak oluşturduğum beş derslikli ilkokul binası gibi eserlerim: anımsadıkça gönlüme huzur veriyor. Sosyal çalışmalardaki düzenleyici ve uygulayıcı rolüm, önderliğim ve Çumra Öğretmenevi Kurucu Müdürlüğü gibi hizmetlerim dün gibi hayal dünyamı süslüyor.
Şimdi anılarımı belleğime iliştirerek göç ettiğim daha ılıman bir iklimde, Antalya’da ikamet ederken, yaşantımın çeşnileri mandolin, bağlama, ud ile hala arkadaşım, sırdaşım. Ama gençliğimde amcamın yanında gidip gelerek tanışıp başladığım avcılık ve balıkçılık sporu gerilerde, Çumra ovası ve çevresindeki dağlarda, akarsu ve göllerde kaldı. Onun yerine, şimdilerde öğrencilik yıllarımda içimde başlayan yazma isteği depreşti ve dolu dizgin koşturuyor. Biriktirdiklerimden bir bölümü bu sayfalarda size sunuluyor.
Arpacıktan bakarken, tetiği çekilip de patlamayan tüfek, eriyerek dört parmak suyla kaplanan ve o halde üç saat üzerinde yürüdüğüm buz, üzerimden geçip metrelerce sürükleyen traktör römorku ve nihayet çarpıp kemiklerimi kıran kamyonetin başaramadığı iş bir gün başıma gelene kadar neler yaşayacağımı bilmesem de bugüne kadar yaşadıklarımdan süzülen damlaları ikram etmekten gurur ve sevinç duymaktayım.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!