1453 Nisan ayı
Sancılarım arttı,
Lakin
Doğum çok yakın değil.
Ve bir o kadar da zahmetli olacak.
Ve bir kez daha Taçlanacağım,
Rüzgar Tanrısı bulut sürüsüne estiğinde
Sordu bulutlar fısıldayarak
nereye gitmemizi istersiniz? diye.
Usul usul süzülün Atlantis’e doğru dedi Çoban..
Orası neresi ki? dedi bulut kümesi
Ben seni her an düşünmüyorum
öyle arada bir işte
Ama seni hep düşüneceğim.
Ben seni çok zaman anlamıyorum
bilirsin işte
Sararmış fotoğrafların solmuş yüzleri
Altın varaklı ıhlamur ağacı konaklarınızın
tozlanmış pencerelerinde
Bekleyin beni geliyorum.
O sımsıcak, o davetkar
Bir dünya yanıyor içimde
Kıpkırmızı alevler sarmış bulutlarını,
denizlerini..
Yakıyor yeri ğöğü, ne varsa..
Güneş eriyor sıcaktan,
Yağıyor kor damlalar
Ne yarın ne ilerisi,
Sadece belirsizlik belli
Meçhulun girdabında
Kaybolan bu yolda
Dönüyorum durmaksızın...
Duraksız, limansız
Varlığa aldanma!
O bir seraptır,
Yokluğun kapısında...
O kapıyı unutma! ,
gülerken farkında
olmazsın geçtiğinin...
Çok yalnızlıklar yaşadım
Bu ilk değil.
Sen de git!
sonuncusu olmayacaksın.
Bir ağaç diktim
yalnızlığıma dost diye
Bir ah etsem kendime
Desem ki;
Gün doğmasın üstüme.
Çok mu ağır olur
Geceye, gündüze...
Keşke kafeste bir kuş olsaydı
Mutluluk
İstediğimiz an yakalasaydık…
Keşke kafeste bir kuş olsaydı
Özgürlük




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!