Âlem ü zevâl içinde, gam ü kederle sarılmış iken,
Görünür oldu bir nur, gecenin en kahr ü fecrinde.
Fakat o nur ki, âleme mâl olmuş her karanlıkta,
Gözler ona nâzır değil, kulaklar duymaya muhtaç idi.
Zamanın derin kuyularında kaybolmuştu insânlık,
Sırtlanlar, canîler, yeryüzünde tek söz sahibi.
Beşer ki, acz ile doğmuş, zulüm ile yoğrulmuştu,
Kardeşler birbirini yer, haksızlık had safhada idi.
Bir gün geldi ki öksüz, kırk baharı devirmişti,
Adımlarında sükûnet, gözlerinde cevher gibi parıltı.
Kanlı ayaklar serildi önünde, su gibi eridi,
Bir nefha ile kurtardı insânı, bir hamleyle sarayı devirdi.
Zulmün pençesinde ezilmiş, umutsuz kalanlar dirildi,
Fevzâ bütün âfâkını sardı, güneş gibi doğdu o nur.
Âlemlere rahmetti, Şer-i mübînin kılavuzu,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna serdi.
Ey insan, sen ki haksızlığın içinde debelenirsin,
Bil ki her mâsumun hakîkatinde mahşer gizlidir.
Medyûn ona cem’iyyet, medyûn ona ferdi,
Bütün varlık, bütün mahlûkat ona muhtaçtır.
Ey Rab, affet bizi, öksüzün nuruna erişmeden,
Haşr ü safâda o kudretin önünde boyun eğdir.
Zamanın kör kuyularında gizlenmiş haksızlıklar,
Bir bir dökülür, zulüm harap olur, hak galip gelir.
Ve âlemin her köşesinde bir yankı, bir nida:
“Âdem oğlu, adl ile yaşa, zulmün pençesinden kurtul!”
Ünal Serhat Yorgancı
Kayıt Tarihi : 15.1.2026 13:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!