ALDIM MAAŞI
Eski şairlerimizden sayın
Merhum ABDULLAH ÇAĞLAYAN'IN ın yazmış olduğu
altta bulanan 'SALLA BAŞINI AL MAAŞINI'
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Allah'ın selamı üzerinize olsun.Benim eleştirdiğim şiir bu değildi Necati Bey.Ama bu eskisiyle kıyaslanmayacak kadar güzel olmuş teşekkür ederim.Bir çok nazire vardır ki aslını geçer.size bir örnek vereyimmi?
'tahir efendi bana kelp demiş
iltifatı bu sözde zahirdir,
maliki mezhebim benim zira,
itikadımca kelp tahirdir.'
nefi
zehr-i hicvi cihana neşredenin
dili bir şekzeban-ı efidir
tahir olmaz köpek, fakat beşere
nef'i vardır, o halde nef'îdir'
tahir olgun(mevlevi tahir)
Ama şunu söylemem gerekir ki kendinizi o kadar alçak gönüllü olarak görmeniz beni daha çok sinirlendirdi.'Her insan büyük bir alemdir'...Ben size nasihat edecek değilim.Hiç kimseyi rakip olarak görmesseniz eminim çok daha iyi şeyler çıkar ortaya.Zira her şeyin bir üstü mutlaka vardır.O kişi neden ben olmayayım diye düşünürseniz beni daha iyi anlayacaksınız.Sizin bahsettiğiniz alçakgönüllülük ancak din'de olur.Edebiyatta alçak gönüllülük olurmu?.Selam,saygı ve muhabbetlerimi sunarım.
Namdar Rahmi KARATAY beyefendi bu şiiri 7+7 hece ölçüsüyle yazmıştı.sizinki hangi ölçüye göre yazıldı? ayrıca hep aynı şeyi anlatıp durmuşsunuz.Nazire şiir birebir cevap niteliğinde olur,sizin şiiriniz maalesef alakasız olmuş.Ancak daha üzücü olan ise;siz Namdar'ın şiirinden esinlenerek yazmışsınız,başka bir ifadeyle,üzülerek söylüyorum ama gerçek bu,yazmış olmak için yazmışsınız.yani kopya çekmişsiniz
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta