Rüzgâr doğudan gelir, dağların ötesinden,
Kızıl bir şafak gibi iner ovalara.
Sen uyanırsın önce, uykusuz nöbetçisin,
Onurla en yüksek direklerdesin.
Sen dalgalandıkça tarih susar, dinler.
Rüzgâr dinse bile
İçimizdeki fırtına dalgalandırır seni.
Al sancak, al sancak, al sancak,
Sana uzanan eller kırılır ancak.
Al sancak, al sancak, al sancak,
Sana uzanan eller kırılır ancak.
Kırmızı ki kanın sıcaklığını taşır hâlâ,
Her damlası bir şehidin son nefesiyle boyanmış.
Beyaz ay, hilâl,
Karanlığın içinden doğan umut gibi kıvrılır.
Al sancak, al sancak, al sancak,
Sana uzanan eller kırılır ancak.
Al sancak, al sancak, al sancak,
Sana uzanan eller kırılır ancak.
Sen kumaştan ibaret değilsin,
Sen bir milletin ortak dilisin.
Sabah ezanında minarelerde,
Akşam marşlarda stadyumlarda,
Cenazelerde omuzlarda,
Düğünlerde gelin arabalarında,
Her yerde aynı sessiz yeminle durursun.
Al sancak, al sancak, al sancak,
Sana uzanan eller kırılır ancak.
Al sancak, al sancak, al sancak,
Sana uzanan eller kırılır ancak.
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 16:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!