Ben her sabah
aynı pencereye çıktım.
Çınarlar
yine oradaydı.
Dallarıyla
gökyüzünü yokluyorlar,
sanki Tanrı’ya değil de
senin dönüşüne inanıyorlardı.
Aşk
Beklemek…
bir insanı sevmekten sonra
dünyadaki en ağır iştir.
Çünkü beklemek,
zamanı
kalbin üstüne yatırıp
nefes almasını izlemektir.
Ordu’da kış
beklemeyi öğretir.
Deniz,
her gün aynı yerden geçer
ama
hiçbir gün
aynı deniz değildir.
Aşk
Bekleyişin en tuhaf yanı şudur:
İnsan,
kavuşmayı bekler sanır.
Ama aslında
kendini bekler.
Ben seni beklerken
kendi içimde
daha derin bir yere indim.
O yer
ne şiirdi
ne felsefe.
O yer
sadece
çıplak bir hakikatti:
Aşk olmazsa
yaşam
bir fikirden ibaret.
Aşk
Bazı anlar olur:
Bir rüzgâr eser,
bir koku gelir,
bir şarkı uzaktan geçer…
Ve insan
bir saniyeliğine
sevdiği insanın
odada olduğunu sanır.
Ben o anlarda
hiç kıpırdamadım.
Çünkü
kıpırdarsam
büyü bozulacak gibi gelirdi.
Aşk
Sonra bir gün…
Çınarların altından geçerken
bir yaprak düştü.
Kışın ortasında.
Ve ben anladım:
Doğa bile
bazen
bekleyişi daha fazla uzatamaz.
Ben artık
senin gelişini
takvimden değil,
içimdeki sesten anlıyorum.
Çünkü bazı dönüşler
trenle gelmez.
Bazı dönüşler
kaderle gelir.
Aşk
Bugün Ordu’da
hava tam kıştı.
Deniz,
kurşun gibi.
Gökyüzü
düşünceli.
Çınarlar
sanki bir sır biliyor da
susuyordu.
Ben yürüyordum.
Kendi kendime değil…
sana doğru yürüyordum.
Sen orada olmasan bile.
Aşk
Sanki…
Kalabalığın içinden
bir şey geçti.
Bir rüzgâr değil.
Bir koku değil.
Bir anı değil.
Sen.
Aşk
Şayet bir gün karşılaşırsak,
o an donup:
Ordu, saniyeliğine
nefes almayı unutur,
biz bakışırız.
Bu, romantik bir sahne değildi.
Bu,
iki insanın
kaderle hesaplaşmasıydı.
Aşk
Bugün Ordu’da
hava tam kıştı.
Deniz,
kurşun gibi.
Gökyüzü
düşünceli.
Çınarlar
sanki bir sır biliyor da
susuyordu.
Ben yürüyordum.
Kendi kendime değil…
sana doğru yürüyordum.
Sen orada olmasan bile.
Şayet bir gün karşılaşırsak,
o an donup:
Ordu, saniyeliğine
nefes almayı unutur,
biz bakışırız.
Bu, romantik bir sahne değildi.
Bu,
iki insanın
kaderle hesaplaşmasıydı.
Şayet bir gün karşılaşırsak,
o an donup:
Ordu, saniyeliğine
nefes almayı unutur,
biz bakışırız.
Bu, romantik bir sahne değildi.
Bu,
iki insanın
kaderle hesaplaşmasıydı.
Sonra bir gün…
Çınarların altından geçerken
bir yaprak düştü.
Kışın ortasında.
Ve ben anladım:
Doğa bile
bazen
bekleyişi daha fazla uzatamaz.
Ben artık
senin gelişini
takvimden değil,
içimdeki sesten anlıyorum.
Çünkü bazı dönüşler
trenle gelmez.
Bazı dönüşler
kaderle gelir.
Şayet bir gün karşılaşırsak,
o an donup:
Ordu, saniyeliğine
nefes almayı unutur,
biz bakışırız.
Bu, romantik bir sahne değildi.
Bu,
iki insanın
kaderle hesaplaşmasıydı.
Şayet bir gün karşılaşırsak,
o an donup:
Ordu, saniyeliğine
nefes almayı unutur,
biz bakışırız.
Bu, romantik bir sahne değildi.
Bu,
iki insanın
kaderle hesaplaşmasıydı.
Aşk
Bana yaklaştın.
Ve ben
nefesini
nefesime karıştırdım.
Bu,
öpüşmek değildi.
Bu,
iki yalnızlığın
barış imzalamasıydı.
Aşk
Biz
bekleyişi yaşadık.
Kışı yaşadık.
Dönüşü yaşadık.
Ve şimdi…
Sessizliği yaşıyoruz.
Aşk
Aşk,
bir insanın teninde
düşüncenin bile
yenilmesidir.
Aşk
Damarlarımda düello gibiydin:
Ya seni seçmek
ya da kendimden vazgeçmek.
Ben ikisini de yaptım.
Aşk
İnsan sevince
kendi gölgesini bile kaybediyor.
Aşk
Sen geldiğinde kış,
pencerenin arkasında kaldı.
Deniz hâlâ dalgalanıyordu
ama içimde
hiçbir şey kıpırdamıyordu.
Çünkü varlığın
bütün felsefeleri
bir cümleyle susturuyordu:
“Yakınlık.”
Aşk
İlk bakışın…
Bir temas değildi.
Bir imzaydı.
Kaderin altına atılan
en sessiz imza.
Aşk
Ben seni
“çok” sevmedim.
Ben seni
fazla sevdim.
Öyle fazla ki
aşk artık duygu olmaktan çıktı;
bir tür
yüksek ahlak oldu.
Aşk
Aşk,
insanın kendini tanıması değil…
Kendinden vazgeçmeye razı olmasıdır.
Aşk
Şimdi…
Ben hâlâ
kışın içinden yürürken
seni düşünüyorum.
Çünkü bazı insanlar
insanın içinden çıkmaz.
Şunu söyleyebilirim:
Ben seni
kavuşmak ve
hayatın kendisi
olduğun için sevdim.
Aşk
Ordu’nun çınarları şahittir:
Bu aşk sadece şiir
ya da şarkı sözü değil.
Bu aşk,
sonsuzluğu bile kıskandıracak kadar gerçek.
Aşk
Aşk,
birinin gelmesini beklemek değil…
Birinin yokluğunda bile
ona sadık kalabilmek.
Aşk
Bazen düşünüyorum…
Eğer aşk bir günahsa
ben o günahı
göz göre göre işledim.
Ama bir günahın
bu kadar güzel kokması
dünyanın adaletini bozar.
Aşk
Seni
çok sevmedim.
Ben seni
fazla sevdim.
Öyle fazla ki…
Aşk artık bir duygu değil.
Bir karakter.
Bir kader.
Bir kimlik.
Aşk
"Ne olacak canım,” diyorum,
“sevdik işte.”
Ama içimden
koca bir dünya geçiyor.
Seninle aramızda
bir mesafe yok aslında.
Sadece zaman var.
Ve zaman dediğin şey
biraz korkak bir gardiyan.
Aşk
Seni beklerken
aklım çok konuştu.
Felsefe yaptı.
Ahlak kurdu.
Mantık inşa etti.
Sonra senin adın geldi…
Aklım
üstündeki ceketini çıkarıp
kenara astı.
Aşk
Aşk dediğin şey
insanı ciddiye alan
tek şey.
Ben seni
öyle bir sevdim ki,
dünyanın bütün kelimeleri
bana az geldi.
Eğer bu aşk bir trajediyse
ben rolümü ezberlemedim.
Ben rolümü
senin gözlerinde
doğaçladım.
Aşk
Bir gün gel de
şu kış bitsin.
Çünkü insan
sevdiği yokken
çok üşüyor be.
Aşk
Bazen geceleri
pencereyi açıyorum.
Deniz kokusu geliyor.
Kışın soğuğu geliyor.
Bir de
senin yokluğun geliyor.
Üçü bir araya gelince
içimde
bir çınar devriliyor.
Aşk
Seni görünce
şunu anladım:
Aşk,
insanın kendini bulması değil…
İnsanın
kendinden vazgeçmeye
gönüllü olması.
Aşk
Sen geldiğinde
büyük cümlelerle
göğe konuşup
çok süslemeyeceğim,
sadece şunu diyeceğim:
“İyi ki geldin.”
Ama içimden
şunu geçireceğim:
Benim bütün hayatım
senin gelişine hazırlanmış.
Aşk
Çınarlar…
sanki yüzyıllardır
aynı soruyu sorar:
“İnsan sevince
hangi tarafı doğru kalır?”
Aşk
Seni sevince
içimde yürümeye başladın.
Ağır adımlarla.
Bir vicdan gibi.
Bir “olması gereken” gibi.
Ve her adımında
şunu fısıldadın:
“Bu kadar istemek
insana yakışmaz.”
Aşk
O gün gülümsediğinde
kalbimin perdesi çekildi ve
dedi ki:
“İnsan bazen
en doğru şeyi değil,
en gerçek şeyi seçer.”
Aşk
Ben seni
aklımla sevmedim.
Aklım seni
sonradan kabullendi.
Ben seni bir anda sevdim:
Kahvenin ilk buharı gibi,
bir gecenin
ilk susuşu gibi.
Aşk
Sana dokunmayı
çok düşündüm.
Ve her düşündüğümde
bir felsefe kurdum:
“İnsan
sevmekle
sahip olmak arasına
bir sınır koymalı.”
Sonra senin kokun geldi.
Sınır
kibarca
yerinden çekildi.
Aşk
Benim içimde
iki adam var:
Biri seni görünce
başını eğiyor,
utanıyor,
dua ediyor.
Diğeri seni görünce
kılıcını çekiyor,
kaderle kavga ediyor.
İkisi de
aynı yerde yeniliyor:
Senin boynunun
o küçük kıvrımında.
Tenin
kitap gibi değil, cümle gibi:
Kısa.
Ama insanın
hayatını değiştirecek kadar
kesin.
Aşk
Ordu’nun sahilinde
yürürken
bazen kendime kızıyorum.
Çünkü
seni özleyince
düşüncelerim bile
yavaşça soyunuyor.
Ve bu,
felsefeye aykırı.
Ama hayata uygun.
Aşk
Ordu’nun sahilinde yürürken
bazen kendime kızıyorum.
Çünkü seni özleyince
düşüncelerim bile
yavaşça soyunuyor.
Ve bu, felsefeye aykırı
ama hayata uygun.
Aşk
İÇİMDE
Benim içimde
iki adam var:
Biri seni görünce
başını eğiyor,
utanıyor,
dua ediyor.
Diğeri seni görünce
kılıcını çekiyor,
kaderle kavga ediyor.
İkisi de
aynı yerde yeniliyor:
Senin boynunun
o küçük kıvrımında.
Tenin
kitap gibi değil, cümle gibi:
Kısa.
Ama insanın
hayatını değiştirecek kadar
kesin.
Seni görünce
şunu anladım:
Aşk,
insanın kendini bulması değil…
İnsanın
kendinden vazgeçmeye
gönüllü olması.
Seni görünce
şunu anladım:
Aşk,
insanın kendini bulması değil…
İnsanın
kendinden vazgeçmeye
gönüllü olması.
Sana dokunmayı
çok düşündüm.
Ve her düşündüğümde
bir felsefe kurdum:
“İnsan
sevmekle
sahip olmak arasına
bir sınır koymalı.”
Sonra senin kokun geldi.
Sınır
kibarca
yerinden çekildi.
Seni görünce
şunu anladım:
Aşk,
insanın kendini bulması değil…
İnsanın
kendinden vazgeçmeye
gönüllü olması.
Seni görünce
şunu anladım:
Aşk,
insanın kendini bulması değil…
İnsanın
kendinden vazgeçmeye
gönüllü olması.
Aşk
Ya gururumla seveceğim
ya arzuyla.
Çınarlar susar.
Deniz susar.
Ben susarım.
Ama sen gelince…
İçimde
bütün suskunluklar
kıyafet değiştirir.
Aşk
Çınarlar…
sanki yüzyıllardır
aynı soruyu sorar:
“Aşk, bir erdem mi
yoksa bir zayıflık mı?”
Ben cevap veremedim.
Çünkü sen
cevabın kendisisin.
Aşk
Seni beklerken
çok şey öğrendim.
Kendimi tuttum.
Susmayı öğrendim.
Sonra senin bir bakışın geldi…
Ve ben anladım:
İnsan bazen
bütün bilgeliğini
tek bir bakışta kaybeder.
Bu kayıp
ayıp değil.
Bu kayıp
insanın kendine dönüşü.
Aşk
Ben seni
öyle bir özledim ki
bunu söylesem
şehir utanır.
Deniz utanır.
Çınarlar bile
yapraklarını döker.
Aşk
Bazen gece
bir cümle gibi iner üstüme:
“Ya sen?”
Ve ben
kendi kendime şunu sorarım:
Aşk dediğin şey
birini bulmak mı…
Yoksa
birinin içinde
kendini kaybetmeyi göze almak mı?
Ben göze aldım.
Çünkü sen
bende sadece arzu değilsin.
Sen
bende bir fikir gibi büyüyorsun.
Bir inanç gibi.
Bir yanılgı gibi bile olsa
çok güzel bir yanılgı.
Aşk
Dışarıda çınarlar
yine ciddi.
Sanki hayat
hep bir şey ispatlamak zorundaymış gibi.
Oysa ben
bu sabah
hiçbir şey ispatlamak istemiyorum.
Sadece
var olmak istiyorum.
Aşk
Aklım hâlâ konuşuyor.
Diyor ki:
“Bu bir çelişki.
Hem özgür olmak istiyorsun
hem birine bağlanmak.”
Ben de diyorum ki:
Evet.
Ama belki de
özgürlük dediğin şey
hiç kimseye ait olmamak değil…
Doğru kişiye
kendi rızanla
yakın durmak.
Aşk
Akşam işte.
Kış.
Ordu.
Deniz.
Çınarlar.
Bir de sen.
Daha ne olsun?
Ben zaten
hayatı
bu kadar basit bir yerden
sevmek istiyordum.
Aşk
Kayıt Tarihi : 10.2.2026 15:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!