Uzun yolun yorgun ufkunda birer fener,
otoyol kenarında sadık bir nöbetçi gibi parlar.
Aracı sustururum dispenserin metal sessizliğinde,
yakıt ağır ağır iner deponun karanlığına;
damarlarıma taze bir zaman, yeni bir menzil karışır.
İçimde biriken tozlu yorgunluk usulca çözülür,
keder, egzozdan çıkan kara bir duman gibi
rüzgârda dağılır.
Arkamda karlı dağlar, sarsılmaz vakarlarıyla,
bir kartpostal ciddiyetinde izler bu kısa durağı;
canlı, gerçek
ve suskun.
Beklenen mola:
bedenin yola verdiği kısa ara,
direksiyon başında donan parmakların hürriyeti.
Adımlar asfaltın sertliğinde
yürümenin tadını hatırlar;
yüzde patlayan soğuk su
yolun uykusunu dağıtır.
İhtiyaç yalnızca yakıt değildir;
bir solukluk hayattır.
Kafeteryada tüten ilk çayın buğusu,
camda asılı kalmış yarım bir hayale benzer.
Burası yabancı ruhların
sessiz kader ortaklığıdır:
zorunlu bir durak,
gönüllü ve derin bir nefes.
Her istasyon
şehrin uykusuz, vakur tanığıdır;
yirmi dört saat açık
yorgun bir hafıza.
Ve onlar,
binlerce yarım kalmış yol hikâyesini,
bir depo kapağına,
bir çay bardağının izine
sessizce mühürler.
Kayıt Tarihi : 12.1.2026 23:07:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!