Tütün sarıyor Yusuf ağa…
Parmakları yaz sıcağı kadar sarı.
Ajanstan postal sesleri yankılanıyor kerpiç dama.
Sevmez postal seslerini, dört koca yıl sürmüştür
Harçlıksız geçen askerliği
Ne Mahiri bilir ne Yusuf’u nede Denizi...
Avluda odun ateşinin kavurduğu çivit mavisi bir demlik.
Kaynar, yorgun yüreği gibi.
Alamandan yollamış
Oğlu, sırtındaki kırk yamalı ceketi.
Gözleri görmez tam on yıldır.
Sırtı iki büklüm.
Duvara yaslı tek halısı,
Bekler onunla geleni gideni.
Kıyamaz altına sermeye
Nasıl olsa çalar kapıyı
Evlatlarından birisi.
Tütün sarar Yusuf ağa…
Ağa dedimse, hürmetten gayri
Son varlığıdır,
Duvardaki çakaralmaz filintayla
Kırmızı seccadesi.
Gönül koymaz kimseye,
Kır atını, üç şinik buğdaya satalı beri.
Tütün sarıyor Yusuf ağa…
Anasının sırtında,
Bir yaşında, tanışır bahtı gibi 'kara'sabanla.
Bir daha bırakamaz nasırlı elleri.
Traktörü kahvedeki Ata resminden bilir.
Ne çok istemiştir, bir kez binmeyi
Doktor ne güzel anlatır;
'Görmez bu göz beş yıl sonra,
Çok para lazım tedavi için
Yokmu tarlan takkan senin'
Başı önde çıkarken muayenehaneden.
Anlatamaz garibim, derdini
Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır der, içinden.
Korkar, ya çıkıp gelirse sahibi.
Öyle ya ne kalmıştır sahibi olmayan
Kaç özgür hayat, kaç karış arazi.
Otlaklar bina dolmuş.
Kurumuş Acemin tek deresi
Karanlığı seçen gözlerine.
Küsmez Yusuf ağa.
Hem küslük şımartır fakiri.
Eve gelir karınca adımlarıyla,
Bastonu iğde dalı,
Cığarası bingöl harmanından.
Yıllara Meydan okur sanki,
Yeşil kadifeden dikilmiş
Tek içliği.
Üç yiğit evlat vermiştir de.
Yokluğuna inat.
Yılda bir uğrar belki biri, belki de hiç birisi
Torunlar hep yüksek mektep okumuş der
Övünür,
Sucukçuların Süleyman’a.
Nerden bilsin fukara, kerpiç damın adresini,
Bilmez bir teki
Tütün sarar Yusuf ağa…
Nazlı nazlı bir yel eser Hasan dağından.
Gün ovada kaybolur türkü tadında
Güneşi unutmuş gözlerinden
Bir damla yaş süzülür toprağa.
En çok geceleri koyar, koyar ya doksan yıllık çınara
Nerde bir çocuk sesi işitse
Kanar, kanarda dinmez hasreti
Yetimliğin acısını unutmaz yıllardır,
Söküp atmak nafile,
Çanakkale’den dönmeyen
Abdullah çavuşun özlemini.
Çıksa rüyalarından, gelse önüne
Ayaklarına kapanacaktır bedeni.
Gâvuru sevmez bu yüzden,
Tiksinir, şeytandan tiksindiği gibi.
Soğuğu unutalı yıllar geçse de aradan.
Bir tezek daha atar kuzineye.
Sırf hatırlamak için kış günlerini.
Öyle ya o kış gecelerinde,
Büyütmüştür dizinin dibinde
Vefasız babayiğitlerini.
Kahramanlık türküleri çalar ajans
Meradan dönen çıngıraklar
Şenlendirir köyü,
Sümüklü çocuklar aşık oynar tozlu yolun kenarında.
Yanakları al kızlar desti, taşır abı hayattan
Yeni Yusuflara gebedir analar.
Kil satar Mersinli Arap Şakir deve sırtında.
Kirini yıkamak için ezilmişliğin.
Ajansta idam mangaları…
Yusuf ağa tütün sarar…
Sararmış elleri titrek.
Çağlar ötesinde,
Kuyudaki, zindandaki
Adaşını düşünür...
Kayıt Tarihi : 20.7.2006 01:08:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
DEDEMDİ... YILLARCA... YANLIZLIĞINI YAŞADI... KİMSEYE EL AÇMADAN... ONURUYLA TERK ETTİ BENİ... SİGARAYA ONUN YANINDA BAŞLADIM... PİŞMAN OLSAMDA ONDAN KALAN TEK HATIRAM... ONURLU VE FAKİRDİ FAKİRLİĞİ BU ÜLKEYİ FAKİR ZİHNİYETLERİ İLE YÖTENLERİN SUÇU...VEFASIZLIK İSE BİZLERİN... TOPRAĞIN BOL MEKANIN CENNET OLSUN YUSUF KISA...

Bunca sıkıntıyı başımıza belâ eden bu anlayış değil mi? Bu duyarsızlık değilmi sülüklerin erkine dikensiz yollar açan?
Kutluyorum yürekten seni genç insan.
TÜM YORUMLAR (10)