49-] Bu tek tek özellikler bağımsız oluşla değil de girişmiş bir yapı olacakla hep denizde vardır. Ama denizin özelliği; kolektifti, bütünsel belirirdir. Unutulmaalı ki gerek toplumsal özgürlük, gerek uluslar arası toplumsal özgürlük; karşılıklı diyalektik yüküm eşilen (bağımlaşılan) zorunluluğun bilincidir.
Buna istinaden üretimseklerin ferdi eşen serbest özel ve kendi sınırları içinde ve kendi anlamalarınca özgürce tüketilmesidir. Toplum bir süreçtir. Ayrık duran süreçlerle, denizin (toplumun) gücünü ve deniz düzlemini sağlayamazsınız. Toplumsal özgürlük girişimsek bağıntılı bütünlüktür.
Ve bu ayrık duran süreçler bütünü, sistemi değil de ancak kendilerini işleşir ve tartışır olacaktırlar. Ayrışmalar tekil bir özellikle denizde yayılma, çökelme, yer tutunma gibi iç yarıştı olan çatışmaları başlatırlar. Oysa deniz sınırlıdır. Sınır içinde etnikti olmak (ırmak) gibi bir sınırsızlıkla davranılmaz. Kulübe işlev, olgu ve süreçleri ana hattı; bina olgu süreç ve işlevlerine yansıyacakla kendi süreç referanslarını tüketmiştir.
Benzerlerin benzemezlikleri ortaya çıkmıştır. Kulübe yansır, yansıdığı an da kulübeye dek karekteristik yansıma binada kulübe olma özelliğini de yitirir. Kulübe bina olan sürece kaymıştır. Artık binadaki kulübe özellliği bir öznel analizce süreçtir. Toplumsal güç (özgürlük) mekanik bir birlik gücü olmayıp ilişkindik eytişimli, bağıntıcı, sağlayıştı yüküm eşilmedir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...



