DAR GEÇİT
3
Yine onun güncesinden seçtim şiirimi ‘yine kimin cehennemini cennete çeviriyorsun diyordu. Yine kimin çölünde güller açtırıyorsun’ sözün muhatabının ben olduğumu düşündüm. Bu bir ham hayaldi. Ama olsun ben yine de öle düşünmekte devam edeceğim.
Dar bir geçitte olduğumu biliyorum. Bu Andre Gidenin dar kapısından beter. Ama olsun bu bana müthiş bir haz veriyor, bu hazla ömrümün sonbaharında yaşama sevinciyle dolup dolup taşıyorum. Onu sevmek bana sonsuz bir haz veriyor, onun dünya üzerinde yaşayan bir olması beni sonsuzca mutlu ediyordu.
Bu duyguyu yaşamak için neler verebilirdim diye düşünüyorum. Belki her şeyimi. Hatta canımı bile. Sevgi böyle bir şey elbette. Ne zamandır sevgisiz yüreğimin nasıl çorak bir toprak haline geldiğini, her geçen gün biraz daha yıkılışa doğru adım adım gittiğimi fark ediyor, hayat damarlarımın kesilmekte olduğunu hissediyordum.
DAR GEÇİT
3
Yine onun güncesinden seçtim şiirimi ‘yine kimin cehennemini cennete çeviriyorsun diyordu. Yine kimin çölünde güller açtırıyorsun’ sözün muhatabının ben olduğumu düşündüm. Bu bir ham hayaldi. Ama olsun ben yine de öle düşünmekte devam edeceğim.
Dar bir geçitte olduğumu biliyorum. Bu Andre Gidenin dar kapısından beter. Ama olsun bu bana müthiş bir haz veriyor, bu hazla ömrümün sonbaharında yaşama sevinciyle dolup dolup taşıyorum. Onu sevmek bana sonsuz bir haz veriyor, onun dünya üzerinde yaşayan bir olması beni sonsuzca mutlu ediyordu.
Bu duyguyu yaşamak için neler verebilirdim diye düşünüyorum. Belki her şeyimi. Hatta canımı bile. Sevgi böyle bir şey elbette. Ne zamandır sevgisiz yüreğimin nasıl çorak bir toprak haline geldiğini, her geçen gün biraz daha yıkılışa doğru adım adım gittiğimi fark ediyor, hayat damarlarımın kesilmekte olduğunu hissediyordum.
DAR GEÇİT
7
Son gördüğümden beri yeniden alevlendi bu aşk. Bu itiraf edilemeyen ama vazgeçilemeyen imkansız aşkın esiriydim. O hayatımı anlamlandırıyor, hayatımın son yıllarında hayatıma zevk ve neşe katıyor, yaşama sevincimi tazeliyordu bu aşk. Hayatıma olduğu kadar sanatıma da renk katıyor, beni duygularımla baş başa bırakırken derin yalnızlığım alıp gidiyor, siyah beyaz hayal dünyamı renklendiriyordu.
Onu sevmek ne güzel bir şeydi. Onu değil yalnızca sevmek bile başlı başına bir dünyaydı ve zevklerin en büyük kaynağıydı. Bunca dertlerle dolu dünyayı bira olsun sevinçle dolduran tek şey vardı o da aşktı. İşte ben bu yüzden kendimi bu aşkın kollarına bırakıyordum. Bu aşk ne kadar imkansız olursa o denli güçlü oluyor beni daha baştan başa sararak yakıyor, pişiriyor ve olgunlaştırıyordu.
Onun ardına bakmadan gidişi beni alıp beraberinde götürmüş, derin acılara gömmüştü. Ancak bu acı tatlı bir acıydı ve yaşantımı fener alaylarıyla donatıyordu. Ah onu bir daha nasıl görebilecektim. Peşinden mi gitseydim. Nerede olduğunu, nereye gittiğini bile bile ardından gidememek bu acıyın derinleştiriyor, sevgiyi daha bir saflaştırarak beni kutsuyordu. Ben bu aşkı gizleyerek ölecek, peygamberimizin müjdelediği şehitlik mertebesine ulaşacaktım.
Onu takip etmek benim için bu aşka yapılacak en büyük ihanet olurdu ve beni kendi gözümde küçük düşürürdü. Bu yüzden bu tip davranışlardan kaçınıyordum. Hatta onu gördüğüm yerde biraz sohbet etsem de fazla uzatmadan ayrılıyor, arkamı ona dönerek ve geriye hiç bakmadan ama onu gönlüme alıp götürerek gidiyordum.
İNTERNETİN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ
İNTERNETİN ÖNLENEMEYEN YÜKSELİŞİ
Bir yazıyı ikinci defa yazmak bana zor geliyor amma yazmam gerek. Her ne kadar birisini bu aptal alet yuttuysa ve ben onu tüm çabalarıma rağmen kurtaramadıysam da umudumu kaybetmiş değilim. Ah bu teknoloji yedin yuttun bizi. Günlerimizi, haftalarımızı, aylarımızı, yıllarımızı, ömürlerimizi yiyen bu internet ve kompüter belası gençliğimiz hatta çocuklarımızı da yemeye, yutmaya başladı.
Beni bu yaşta bu denli etkilediyse varın siz anlayın artık. Şimdilik hayatımızı çok fazla işgal etmedi ama yarın her tarafımızı ele geçirmeyeceğini kim garanti eder. Ellerimizde tabletler her yere onunla gitmeyeceğimizi kim garanti edebilir.
SULTAN’IN SON ŞEHZADESİ
Bu tabir bir yabancı medya organı tarafından Özal için sarf edilmişti. Şimdi ben bu tabirin en çok Recep Tayyib Erdoğan’a yakıştığını düşünüyorum.
Her sözü fırtınalar koparıyor Şehzade’nin. Çünkü O bu ülkenin yüzyıllardır bastırılmış vicdanıdır. Çünkü o yıllardır süren korkunç zulme başkaldırıdır. Bu başkaldırıda yalnız değildir O. Bu davranış tarzında onunla aynı duyguları paylaşan sessiz yığınlar var. O şimdi sessiz yığınların sesidir.
Onun için bu kadar cesur, bu kadar yüreklidir. Onun için bu denli gözünü kırpmadan yılanların, çıyanların işgal ettiği meydana atılmaktadır. O sessiz yığınların sesini yüreğinde duymaktadır. Yüreğinin en derin yerinde bir ses ona yürü korkma meydan senin diye seslenmektedir.
MÜSLÜMAN DÜNYASI VE RAMAZAN
İslam dünyası her yıl bir Ramazan’la aydınlanırken bu son Ramazanlarda maalesef bu aydınlık karanlığa tebdil etmiştir. Müslümanlar için rahmet ayı olması gereken Ramazan-ı Şerif ayı azap ayı olma durumuna gelmiş, bütün Müslümanların manen cayır cayır yandığı bir cehennem ayına dönmüştür.
İşte Müslüman için en büyük felaket olabilecek olan İslam dünyasının başına gelmiştir. Müslümanın Müslümanla savaşması. Felaketlerin en büyüğü budur. İşte hakiki cehennem bu.
İslam dünyasını bu felakete yuvarlayan esas amil ne acaba? Bu amil Müslümanların kişiliğinde saklı. Sürekli egoizm içinde yuvarlanan Müslüman tipi tarihin en büyük belasına bulaşmıştır. Bu egoizmden sıyrılmadan, bu dünyevileşmeden uzaklaşmadan bu beladan kurtulması mümkün değil İslam dünyasının.
MÜSLÜMANLAR VE İLİM
Din adına tam bir cehalet dünyasındayız. Üstümüze vazife olmayan her şeyi biliyoruz. Ama bize en çok gerekli olan şeylerden haberdar değiliz. Ekonomi biliyoruz, siyaset desen hakeza, spor desen feriştahına kadar. Herkes her şeyi biliyor, ama kendisi için hayati olan hiçbir şeyi bilmiyor.
Tam bir cehalet dünyasında yaşıyoruz. Uzmanların bilmesi gereken şeylerle doldurmuşuz beynimizi. Ama gerekli olan hiçbir şeyden haberimiz yok. Ne derler; ’Ne ararsan bulunur derde devadan gayri’. Enformatik cehalet bu olsa gerek.
Her şeyi dolduruyoruz beynimize. Orasını tam bir çöplük haline getiriyor. Dini yönden ise tam bir cahillik deryasında yüzüyoruz. Sanki bu dünyada ebedi kalacak, öteki dünyaya hiç gitmeyecekmişiz gibi hep bu dünyayla ilgili şeyler öğrenip duruyoruz. İşimize yarayacak, yaramayacak her şeyi öğreniyoruz.
İş hayatından aile hayatına oradan gündelik ibadetlerimize kadar tam bir cehalet içindeyiz. Çocuklarımızı inançlı yetiştirmek adına tam bir ihmal, ailemizi çekip çevirmede din ve ahlak kurallarına uymada tam bir gaflet, ibadetlerimizde tam bir cehalet içindeyiz.
MODALAR VE KADINLAR
Kadın ve moda. Bu iki kelime yapışık kardeş gibiler. Nasıl oluyor, ne yapıyorlar, nasıl haber uçuruyorlar? Dünyanın ta bir tarafında çıkan moda, dünyanın öbür tarafına nasıl gider akıl sır ermez.
İşte bu moda canavarı nasıl oluyor da bir yerde icat ediliyor anında dünyanın her tarafında duyuluyor, benimseniyor.
İşte insanların ve özellikle kadınların bu özelliklerinden faydalanan büyük sermaye karına kar katmakta hiç tereddüt etmiyor, işi yavaştan almıyor, yeni çıkan her modayı yüksek karlar yaparak hanesine katıyor, ranta çeviriyor. Bu yüzden de fakir daha fakir, zengin daha zengin oluyor, sermaye katlandıkça katlanıyor.
Moda sayesinde sermaye belli ellerde birikiyor, gelir dağılımı bozuluyor. Zenginler zenginliklerine zenginlik katıyor, fakirler fakirleştikçe fakirleşiyor. Toplumda bir yarıştır başlıyor, aile içi çatışmalar başlıyor, huzursuzluklar artıyor, yuvalar yıkılıyor.
Moda tüketimi kamçılıyor, parası olan da olmayan da tüketmeye koşuyor, çılgınca koşuyor, hatta savaşıyor, kan döküyor, aileler çatışıyor, bireyler mutsuz oluyor. Toplumlar çalkalanıyor, israf artıyor, değerler aşınıyor, ahlak rafa kaldırılıyor.
KÜRDİSTAN
Bu tabir fincancı katırlarını ürkütüyor bu günlerde. Osmanlı Devletini bölen emperyalist güçler koca bir devletten bir sürü küçük devletçikler doğurmuştu. Irkçılık düşünce akımlarını ülkenin dört bir yanına yayarak ayrılık arzularını uyandırmış, çeşitli örgütler kurdurarak onları desteklemiş ve bağımsızlıkla sonuçlanan bir dizi aksiyonlara yol açmıştı.
Türk unsurun hakim olduğu coğrafyaya Türkiye adını vermiş, Arap Milletini küçük küçük parçalara ayırarak petrol pastasını lokmalara ayırarak paylaşmışlardır. Kürt unsuru ise dört parçaya bölerek dört ayrı ülkenin hegemonyasına terk etmişlerdi. Kürt unsuru yüzyıla yakındır asimilasyon hareketlerine tabi tutulmuş, bazen de katliamlara maruz bırakılmışlardır.
Şimdi de aynı unsur çeşitli haklar talep ediyor yüzyıllık macerasını zaferle taçlandırmak istiyor. Suriye’de Arap baharından istifade ide kuzeyde fiili bir durum yaratıyor, ırak federal devletinde Kürdistan eyaletini kuruyor, Türkiye’nin güneydoğusunda PKK terör örgütü vasıtasıyla bir takım haklar elde etmeye çabalıyor. Nihai hedeflerinde elbette bağımsızlık var. Ancak şimdilik bu konuda aceleleri yok. Erken doğum istemiyorlar. Molla Mustafa Barzani’nin başına gelenlerden büyük ders almışlar.
Geleceğe odaklanıyorlar, zamanın onlara yeni fırsatlar vermesini bekliyorlar. Şartların olgunlaşmasını istiyorlar. Öcalan bir terör örgütü yöneticisi olarak bağımsızlığa karşı olduğunu açıklıyor. Önce özerklik sonraki adımda Türk-Kürt federasyonu. Öncelikle doğunun imarı ve yıllarca ihmal edilen bölgenin kayırılması. Bütçeden daha fazla pay istiyorlardı.




-
İsmail Karaosmanoğlu
Tüm Yorumlarhaydi şair dostlar görüşelim