Zaman;
Ömrümüzden taşmış, sel gibi,
Hoyratça, yatağını oyarak gidiyor...
Ömür, gözlerimizin önünden,
Işığını kaybetmiş bir yıldız gibi
Kayarak, karanlıkta tükeniyor.
Bir muamma; insan, ömür, zaman,
Yalan dünyada, yalan bir insan seli!
Umutla beslenip, umutla yaşayan,
Hırsla tüketip, hırsla yaşlanan;
Nefsinin kölesi; bir Âdem'in nesli.
Unutmuş tecelli sebebini,
Ne varsa; tüketerek tükenmiş;
Kendi aleminde bir... Karadelik.
Cümle varlığı fütursuzca tüketmiş,
Doyurabilmek için... Aç nefsini!
Bezm-i Elest'teki ahdini, nüzul sebebini;
Benî Âdem hiç mi hiç düşünmez?
Yaradan'ın meclisinde söz verip,
Sonra nasıl unutur; kadim yeminini?
Ahde sadakat vefadır, sözden dönülmez!
Unutma! Dâr-ı Bekâ'ya göç ederken;
Ne bir dünya malı ne de kıymetlini,
Örtündüğün, üç kuruşluk kefenini,
Bırakıp fani yükünü fani dünyada;
Doğduğun gibi... Çıplak gideceğini!
İnsanoğlu; yalnız gelip yalnız göçer.
Göç yolunda; ne bir binek ne bir yoldaş,
Ne konaklayacak bir han, ne bir gardaş...
Uzun ve andan kısa bir yoldur; bilinmez,
O yolda; rehrevân isen, bir daha dönülmez!
18.02.2026
18:22
Bekir Erçalışkan
Kayıt Tarihi : 23.2.2026 02:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!