-Unutamadım körpeliğin büyüdüğü yollarda çekilen acıları Unutmadım seni Her şey dün gibi Duruyor karşımda Unutmadım Anlın ortasından bin bir kere vurulmuş beni Dalıp gidince Apansız seller kopunca Bu Dağınık sokaklarda Ne de senin geceler çığlığında kanatlarıma konuşunu unuttum Ne de ağzından her uçanı…
-Sırtımı dönüp kapılarını kapattığım o cehennemin o anılarında Solmak üzere Somurtkan değil ama öyle Açmış görünen güllerin Dalından koparılmış hikayesi Parçalandı içimde Bir şarapnelin gözleri içinde Gözlerini içtim Ve şimdi yüreğim yanıyor Her gün Her gece saçlarından tutuşmuş Bir öksürük - Karanlık uçurumların dibinde…
-Kapkaranlık asırlar geçti üstümden Tufanlar kadar büyük yalnızlıklar Gülüşün geldi
Bir didinişin taze ufuklarına kondu Gülüşlerinde bir erdemin bütün dereceleri arasında yokladığım tenimde Bir şeyler canlandı apansız sarsılarak bende Yaşayamadıklarımın helisleri Pervane dönünce hayatımda Ruhunun bakışlarını buldum Özlemlerimin o bir türlü gidilmemiş sahillerinde Kollarım koparcasına sana yüzdüm her okyanusun yüzünde…
-Gün ak ve soğuk lapalarla yağdı gecenin üstüne Karanlıklardan arta kalan Yıldızların gölgesinde Soluduğum hava bir oksitlenmeydi Kalbimin atışına karşı Ve tenimin tenin gibi yakarışı Bahtiyarlığa Bir erimişliğin buzlarıydı Her bakışın gizli bakılan göz kıyılarında Dudaklarımın bir dua gibi yuvarladığı kelimeler içinden Fışkıran Bir çaprazlamaydı Sevinin bulutları ve sisleri arasında Yokluğuna…
-Gözlerimi yakan güneşin ışınları Bir kör olmaydı Avuçlarının şefkatine karşı olmayışımda Artık susamışlığım Yetmiyor hayatın divaneliğine Vücudunun kıvrımları akıyor İrislerimin derinliklerine Ellerimi tutup volkanlara atıyorum Tan terlerinde Her kedere Kederim büyüdükçe kanatlarımda Kanatlarımı Marmara üstüne çırpıyorum Martılar gibi sahillerinde divanece…
-Ve dünyanın bana dar gelişine Serpiyorum küllerimi Bakışların dağılıyor ufuklara Kapkara yalnızlıklarımda Susuyorum Susadım Susamışım Sana Dudaklarının ruhumu yakan dudaklarının kıvrımlarında Dünlerimden esiyor Antik vuruşların tufanları Üstüme Saramadığım yaralardan kanayarak Cevherimden ruhunun pınarları akıyor Mevsimlerine hayatın Külümü külüne savuramıyor Dervişliğin aynaları Gülüşün Gül kokuyor Anıların hafızasına Büyünün bu tütsüsü Şimdi içimin susmayan türküsü…
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




duygulu ve yalın üslubun çok güzel beni etkiliyor.bu yorum tüm eserlerin için gerekli.esas sen beni ağlatıyorsun.ümit arıtürk
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta