Köyün girişinden yaklaşık yüz metre kadar uzakta olan tarlamıza gelişimizin bu ikinci günüydü. Sabah altı buçuk civarlarında kalkıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra yola koyuluyorduk. Her zaman olduğu gibi eşeğin üstündeki heybemizi indirip tarlanın tırmanında bulunan ağacın altına koyduk. Babam, annem, abim ve iki ablam oraklarını alıp kaldıkları yerden ekini biçmeye başladılar.
Ben, dün çakıl taşlarından yaptığım evin üstüne, küçük küçük kırdığım dalları dizdikten sonra poşet serip toprak döktüm. Evimin toprak damı da tamamdı. Sonra bahçe yapıp, yapraklardan ağaçlar diktim. Komşum da tarlamızın bitişiğinde bulunan arıcı amcaydı. Tabii arıcı amcanın onu komşum yaptığımdan haberi yoktu. Oyun oynamak böyleydi zaten haberinin olmasına gerek yoktu. Yalnız arılarını hiç sevmiyordum. Geçen sene göz kapağımdan soktuklarında onları düşmanlarım ilan etmiştim. Vicdansızlar beni kaç defa üst üste sokmuşlardı. Hele günde iki defa soktuklarında yüzüm balon gibi şişmiş gözlerim sanki kaybolmuştu. Bu sene daha temkinli davranıp etrafımı sık sık kontrol ediyordum.
Uzaktan arılara bakarken bir taraftan da onlara söylenmeye başladım: ''Eşek oğlu eşekler, sakın bana yaklaşmayın ha! Zaten sizin yüzünüzden çocuklar benimle yüzümün şişi inene kadar dalga geçtiler. Hainler! hem tarlamızın çiçeklerinden bal yiyip, hem beni sokuyorsunuz.'' Çadırından çıkan arıcı amca benim o tarafa baktığımı görünce gülümseyip tekrar çadırına girdi. Ben kaldığım yerden ev oyunuma devam ediyordum: ''Sevgi! baksana kızım.'' Başımı kaldırıp baktım, arıcı amca:
Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun
Çocukluğun yıkık kentlerde
Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti.
Okuma yazmayı öğrendiğin
Gazetelerdeki terör sayfaları




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta