Bakma öyle yukarılardan baktığına hayat...
Biz ne fırtınalar gördük, ne ayrılıklar eskittik bu köhne sokaklarda.
Ceketimizi omuzumuza atıp, sigaramızın dumanını kederimize katık ettik.
Ama en çok da ne koydu biliyor musun?
Yaramızı sardıklarımız, yaramızı açanlardan daha derin vurdu neşteri.
Hani "ölümüne" deyip de, ilk kavşakta tüyenleri mi anlatayım sana?
Yoksa "yükün ağırsa ben buradayım" deyip,
Kendi yükünü bizim sırtımıza yıkanları mı?
Şimdi kalkmış bana "güven" diyorsun...
Hangi güven? Kimin güveni?
Dost dedik, yüreğimizi bir sofra gibi serdik önüne,
Ekmeğimizi böldük, tuzumuzu paylaştık.
Meğer herkes kendi kılıcını biliyormuş karanlıkta,
Biz siper olurken, arkamızdan vurulmaya alıştık.
Kimseye güven kalmadı bu kurtlar sofrasında,
Selam verenin cebinde bir zehirli hançer...
Vefa dedikleri, eski bir gazetenin üçüncü sayfasında,
İyilik dediğin, artık sadece masallarda geçer.
Bak kardeşim...
Biz bu yolları öyle düzlük sanıp çıkmadık.
Dikenine de eyvallah dedik, taşına da.
Ama biz yolu değil, yoldaşımızı yanlış seçmişiz meğer.
Şimdi sokaklar ıssız, şimdi gönüller buz,
Kime elini uzatsan, elinde kalıyor bir parça tuz.
Gözünün içine baka baka yalan söyleyenler,
Şeref kürsüsünde şimdi en önde gidenler.
Şehir kusuyor üzerimize, binalar üzerimize yıkılıyor,
Hangi kapıyı çalsak, arkasında bir pusu bekliyor.
Güven dediğin o nazlı gelin, telli duvağıyla satılmış,
Pazarlık masasında şeref, üç kuruşa feda ediliyor.
Bize 'umut' diye diye zehri şerbet diye sundular,
En zayıf anımızda, en derin yerimizden vurdular.
Hani o 'asla' diyenler, 'asla yapmam' diyenler var ya;
En büyük kalleşliğin altına ilk onlar imza attılar!
Benim kitabımda "satmak" yoktu, bilmedim,
Yarı yolda bırakanı, adamdan saymadım, silmedim.
Ama dünya dönmüş kalleşliğin ekseninde,
Güven dediğin o ince sızı, kalmış namerdin elinde.
Dostun attığı taş değil, gül değil; bizzat sessizliği yakıyor,
İnsan bakarken insanın içine, bir boşluğa bakıyor.
Artık kimse kimsenin derdiyle dertlenmiyor usta,
Herkes kendi gemisini, kanlı bir denizde yürütüyor.
Şimdi kapatın tüm ışıkları, dağıtın bu sofrayı!
Ben kendi karanlığımda, kendi yaralarımı dikerim.
Benim yalnızlığım, sizin kalabalığınızdan daha onurludur.
Kimse benden "eski biz"i beklemesin.
Güven duygusunu o dipsiz kuyulara attım,
Üstüne de ihanetin betonunu döktüm!
Bundan sonra herkese hak ettiği kadar değer,
Herkese olduğu kadar güven!
Biz bitti demeden bitmez bu kavga ama,
Sizinle değil; artık sadece kendimle yürüyeceğim bu yolu.
Hadi şimdi dağılın!
Gidin o sahte gülümsediğiniz maskeli balolara.
Tarih bizi vuranları değil, o vuruşa rağmen dik duranları yazacak...
Perde kapandı, oyun bitti.
Adı kalleşlik olsun!
Hadi eyvallah!
Kayıt Tarihi : 22.1.2026 02:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!