Sabahına yumulan gözün sesidir güne karanlık…
O kaçış yollarının çıkış çıkmazına vurulan…ağzında sözün kahırdan soluk…
Bir vicdanın ortasına oturan çocuk..hasretinde değil oyunların…
Erkeninde büyümenin…çamurdan değil kandan ellerin…
Hesabında değil cümle alemin…
Ölüm yine sanamı kaldı…
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Muhterem Selda Hanım, Bir önceki yorum da size şöyle demiştim. Sosyo
ekonomik ve kültürel alt yapınızın gelişmiş olduğunu var saymıştım. Evet
doğru da demişim. Çünkü bana mukabil cavap ta her şey açık, belirgin.
Siz gerçekkten ufku geniş ve feraset sahibi bir şahsiyetsiniz. Buraya
yazmamda ki gaye aşağıda ki size olan iltifattır. Size yapılan yorumları
tamamına yakını bu mihvalde olduğunu gördüm.
Yukarıda ki şiirin son mısraları bilime akırı, onun için şiirlerinize Panoramik
demiştim. Bu da demektir ki Antoloji yazarları şiirleri okumak zahmetin de
bulunmuyorlar. Aşağıda ki Mübalağa bana yapılsaydı şayet be hakaret
sayardım.
Gelelim Ze kuşağına, ben asla neslimizi öyle lansa etmek istemem. Ancak
güncel de öğle bilindiğinden dolayı nitelendirme yaptım. Evet doğru değildir.
Şimdi diyorum ki, her kes aman bana ne derse yarınlarımız nasıl olacak.
Doğacak neslimiz nelere maruz kalacak. Eğer ki Hazreti Muhammed bizim
gibi düşünseydi, İslamiyet olmazdı. Fatih'ler olmasaydı İstanbul alınmazdı,
Yeni çağ açılmazdı. Mustafa Kemal'ler bizim gibi düşünseydi Ulusal Devlet
kurulmazdı. Cumhuriyet olmasaydı, hürriyet olmazdı. Şimdi siz derseniz ki
ben bunları bilmiyormuyum. Evet çokta iyi, hatta ben den daha iyi bildiğiniz-
den şüphem yoktur. Sizin gibi ufku geniş düşünürlere buna benzer şeyler
yazmaktayım. Umudum bir yerlerden başlayabilirmiyiz. Nedir bu rezalet,
nedir bu peki, pekicilik. Herkes birbirini pohpohluyor. Olmaz, olamaz. Bizler
güdümlü sürü değiliz. Atalarımız olmadı bizler de olmayacağız.
Muhterem Hanım efendi, her insan bir değerdir, karşılıklı saygı ve sevgi
insanların en büyük hazinesidir. Bu yüzden lütfen hadsizlik ettiğimi düşün-
meyiniz. Beni anlayacağınız inancıyla saygılar sunar, ömrünüz uzun,
yolunuz hürişan olsun...Sizde Şiir'le kalınız...
Hangi birinden başlamalı bilemedimki
Eskiden salt okuma yazma bilmeyene cahil denirdi...
Günümüzde diplomalı cahiller mevcut
Neşterin ne olduğunu bilmeyen doktorlara kaldık...
Bi ülke yalnızca topla tanka işgal edilmezki
Eğitim sistemini biraz salladın mı hersey alt üst olur...
Başardılar mi?
Evet, hemde çok güzel yaptılar bunu...
Okuma oranı en düşük ülke biziz
Değil ki şiir okutacaksın bizim insanımıza...
Geçen aydı sanırım şiirim günün şiiri seçilmiş
Onca Ozan Şair arasından
Burdan bile anlayabiliriz okuma oranını
Bundan ötürü önce kendinden başlamalı insan...
Önce kendini eğitmeli...
Sorgulamayan, düşünmeyen bir nesile kitabı nasıl sevdireceğiz?
Herşeye en baştan başlamalı
Alin'nin topu atıp Ayşe'nin tutması gibi...
Dünya kurulduğundan beri hep dinle aldatıldı insan
Düşünür der ya hani
"Batılılar bize geldiklerinde ellerinde İncil
Bizim ellerimizde topraklarımız vardı
Bize gözlerimiz kapalı dua etmeyi öğrettiler
Gözlerimizi açtığımızda bizim elimizde İncil
Onların ellerinde topraklarımız vardı"
Demem oki sorgulamayan bir toplum
Güdülmeye mahkumdur...
Ama evet biz yani azınlıkta olanlar elbette direneceğiz
Aşk ile
Sevda ile
Kitap ile
Düş ile...
Şiirle kalın aşkla...
Saygılarımla...
Nasıl kaçırmışım bu şiiri.
Aman allah'ım çok güzel
Teşekkür ederim dil yettiğince işte...
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta