ABDURRAHMAN GÜNAY
1956 yılında Nazilli’de dünyaya geldi. İlk öğrenimini Beşeylül(Nazilli) , Hekimoğlu Ali Paşa(İstanbul) ilkokullarında gördü. Fenerbahçe Lisesi’nden mezun oldu. 1976’da Hacet tepe Üniversitesi,Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde başlayan yüksek öğrenimini, iki yıllık bir kayıptan sonra,1982’de Ege Üniversitesi’nde, Edebiyat Fakültesi-Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olarak tamamladı. Askerlik dönüşü,1984 yılında,Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Türk Dili okutmanı olarak göreve başladı. Halen aynı kurumda çalışmaktadır.
İlk edebi çalışmaları şiir türünde olmuş ve bunlar; Türk Dili,Hisar,Türk Edebiyatı, Bahçe… vb. dergilerde ve dönemin sanat ekli yerel gazetelerinde ara ara yayımlanmış tır. Yine ilk şiir çalışmalarıyla “Umut Filizleri”, “Esintiler”, “Bir Türkü Tuttur Toprağa” adlı güldestelere katılmıştır. 1999 yılın da,Yeniasır Gazetesi’nin düzenlediği bir yarışmada “Köşe Yazarlığı-Siyaset Dalı” birincisi olarak altı ay boyunca aynı gazetede köşe yazarlığı yapmıştır. Uzun yıllar sanat ve edebi yat etkinliklerinden bilerek uzak kalmışsa da,özellikle şiir, öykü ve deneme türünde eserler vermeyi sürdürmektedir.
Ayrıca,'Sorularla Türk Dili Bilgisi' ve 'Dil Yazıları- 'Öz' Türkçeden 'Az' Türkçeye' adlı kitapları yayımlanmıştır(2009) .
VASİYET
Gülücük almaktır,
Gülücük satmaktır işim!
Ağlamayın n'olur,
Hüzünlü olmasın gidişim.
Türkülerle yıkayın beni,
Şıkır şıkır,ölünce...
Toprağım ille de,
Yurdumun olsun!
Hadi geç kalmayayım,
Kalkar birazdan gemim.
'Herkes kesesinden yesin içsin,
Saltanatım var benim! '
YOL NOTLARI
Ömrün haritasını,
Koyup önüne…
Hangi yoldan gideceksin, bildin mi;
Sevgi köyüne?
Acı gölüne,
İşleyen feribot!
Korkma bin, taşısın seni;
Sabrın erdemine!
Varınca anlarsın,
Neleri bıraktığını karşı kıyıda!
Ufalır;
Sen de şaşarsın bir zaman,
Gözünde büyüttüklerine!
Öz/deyişler
Bir toplumda dürüstlük alkışlanır hale gelmişse,
O toplumda sahtekârlık yaygınlaşmış demektir!
Bir ülkede sahtekârlık alkışlanır hale gelmişse,
O ülkede sahtekârlık kurumlaşmış demektir!
* * *
Suçun engeli olmayan ceza,adaletin engelidir.
* * *
Ancak ışığı bilenler karanlıktan korkarlar.
* * *
Kötülük ağacını iyilik ağacıyla aşılayın ki, meyvesi iyilik olsun.
* * *
İnsanın hayatında beş dönem vardır:
1. Düşünmeden söyler. (Çocukluk dönemi)
2. Önce söyler, sonra düşünür.(Gençlik dönemi)
3. Önce düşünür, sonra söyler.(Olgunluk dönemi)
4. Söyleneni dinler, söylenmesi gerekeni söyler.(Geç dönem)
5. Ne düşünür, ne dinler, ne söyler (Geçmiş dönem)
* * *
Milletlerin kalkınma ruhu ve azmi, kendi içlerinden ve koşullarından doğan liderlerinde somutlaşır; ama her millet, her zaman bu nitelikte bir lider çıkaramaz.Türk ulusu, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün şahsında,kendi gücünün yeniden farkına varmıştır.Bu nedenle,tarihin ve talihin bu cömertliği ile ne kadar kıvanç duysak azdır.
* * *
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!