Öyle bir şeyki bu, kızıl sabahın köründe,
Boğazına akıyor, karışıyor aşkım.
Tavan yapıyor toz pembe bulutlarına kadar,
Yenemediğim, gururum ve kararım.
Birden aşkımı akıttığım suların dibine iniyorum,
Zihnimde canlanıyor, boğazımdan geçmiyor,
Kalpten bir mektup, yaşı kurumakta,
Candan daha tatlı sevmenin kurşağında.
Hıçkırıklar yankılanır, çığlıklar susmakta,
Mürekkep ağlar kalemimle aynı odada.
Gecenin omzuna dayadım yorgun kalbimi,
Ramak kalmış bir düş gibi sustu sokaklar.
Yıldızları yaktım içimde, sessiz sessiz…
Parlaya parlaya soldu plaklar, eski şarkılar.
Bir elif misali, kondurdum elime,
Kanatlandı uçtu, rehber oldu dilime.
Çocuk oldum kaybettim kendi evimde,
Orada bir ben gördüm sanki aşkın peşinde.
Küçükken bir uçurtmam vardı, masmavi,
Herkes beni onun hür olduğuna inandırdı.
Şimdiyse bir gökyüzüm var kasvetli,
Kahrıma hasım bir gülüş var şimdi aynamda;
Heyuladan bir Mehlika sanki âyine-i devranda.
Hayâsızca tüketmişim çoktan umudu cânanda;
Hâlbuki her gece pişmek gerekir, anla Süveyda.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!