Sen hep
Sevgiyle, aşkla, huzurla,
Mutluluklara uçmak isterdin.
Uçmak günün geldi idil'im.
Yirmi altı Ekim iki bin on üç;
Burak la uçuyorsun güzel kuşum.
Burak sevgidir, aşktır, huzurdur.
..
Bu şiir, bak benden sana
Emannettir, iyi bak ona
Ruhum sende, canım sana
Fedadır, hep bu can yoluna
Aktı günler bitti gurur
Ayrılık bu kalbe vurur
..
Şu Şubat ayı,4 yılda bir 29,ömürde bir 9 çekermiş
8' ine, kırık bir umut,9'una sonsuz sabır gizlermiş! ..
..
NECİP FAZIL VE DOLAYISIYLA
25, 27 ve 29 Mayıs Necip Fazıl ve Dolayısıyla
..
ne mutlu bana ki bu günde dünyaya gelmişim.
29 ekimler hiç bir zaman dimağlardan silinmesin.
****
ne mutlu bana ki özel gün ünümdür
29 ekim ler ışıldasın ruhlarda
rabbim atam yürekli kullarını
her asırda - sen yolla.
..
İçime hüzün dolar her ekim sabahları
Bir eziklik altında gönlümün tüm ahları
Sanki şair ayıdır hüzün hüzün içinde
Bir kederli bekleyiş sarı güzün içinde
Hüzün akan o ekim hazana vurgun gibi
..
Yüreğimin sözcüklere tercüme edilemediği bir masal kentin çocuğuydum ben… Yağmurlarında ıslandığım/ateşlerinde seviştiğim korunağımdın sen… Sokak sokak hüzün ektiğim ve sevda biçtiğim bir şehrin gülüşüydün sen... Ve şimdilik yüreğim bir yangın ülkesi Oysa hiç bir acı bu kadar açık-seçik kanatmamıştı beni. Gidiyorum/gidiyorum/gidiyorum… Ve ben gittikçe de kanıyorum. Kaç gündür-kaç gecedir küçücük çocuklar gibi ağlayıp sızlıyorum ve titriyorum düşlerime… Bir şehri göz göre göre gözden çıkarmak neyin ifadesiydi acaba? Geceleyin yıldızların altında,süslü bir kentin konağında yudumlarken bir çayı, Veya sabahın gül kokan serinliğinde beyaz güllerle açarken gözünü uykulardan… İşte öyle bir şey mızıkacı çocuk. Gidenler hangi kan grubuna dâhildir acaba? Veya hangi melodiye uyarlanır harfleri? Gidiyorum kalbimin mühürlü diyarı..! Gidiyorum dağlar kızı..! Beyaz güllerden koparak. Sınır boylarında batarırken güneşin kızıllığını… Eylül sevgilim/ekim hüznüm. bak bu kent yapraklarını döküyor son demlerinin. Ellerinin sabah serinliğini özledim Gözlerinin mülteci hüznünü… Nasıl koptuk birbirimizden Niye bıraktın ki beni_ya ben nasıl bırakabildim ki seni? Ey yurdum! Ey sınır boylarının kaçak sevda perdesi! Ey yıldızlar altındaki süslü kentim! çocukluğumun siyah-beyaz sahnelerini bir çantaya koyarak ayrılıyorum senden yüzümü bir suya gömerek kopuyorum işte... yüreğimdin sen gecelerimdeki yıldızlar ruhumdaki ateş/suskunluğumdaki gülüşümdün sen... ey inci tanem/şehir ışığım..! seni anılar arşivinde bir gün yüzü olarak anacağım her dem... gidiyorum işte mitani* ve ben her sabah tekrardan beyaz güller sereceğim yollarına her akşam kapına dayanacağım... gittim işte sevda kentim/can suyum... ama ben her yağmur yağışında tekrar tekrar sana döküleceğim... anılarımızın duraklarında ineceğim istasyonlarımın... ey nusaybin..! ey beyaz güllerim..! ıslak yalnızlığım/hüzün çayım. seni özledim/hem de yokluğun bir uçurum...
12 ekim 2006 / Ankara
..
Fakat 1973 yılında, bu grupla da yol ayrımına gelirler ve koparlar.Aynı yılın ağustos ayında üçüncü evliliğini, ilerde Oğlu Emrah’ın annesi olacak Feride Balkan’la yapar.O sıralar Ersen’le çalışan Moğollar grubu yine bir anlaşamamazlık yüzünden 29 Eylül Cuma günü Ersen’in işine son verdikleri açıklarlar ve 29 Eylül 1972 Cumartesi günü CEM KARACA- MOĞOLLAR ismi altında birleşirler.Aralarına katılan Binali Selman’ın katılmasıyla renk kazanan bu grup, sözleri Emrah’a, müziği Cem Karaca’ya ait çok güzel bir beste olan “El çek tabib” le beraber çalışmanın ilk meyvesini oluşturur.Her geçen gün,müzikal olarak birbirlerine daha çok alışan Cem Karaca ve Moğollar, çalışmalarına son hızla devam ediyorlardı. Cem’in yeni bestesi “ Namus Belası “ plağı 1974 Ocak ayının son günlerinde piyasaya çıktı listelerde ilk haftalardan itibaren bir numaraya yerleşti,Azeri etkilenimli son derecede yakalayıcı melodisi ile ve 6/8 lik ritmiyle herkesin dilindeydi çok büyük başarılara imza atan bu grup, Cem’in eski arkadaşlarıyla yeni bir sözleşme yapmasıyla nihayet buldu ve CEM KARACA-DERVİŞAN topluluğu doğdu.Şubat 1975 de bu değişim sürecinin ilk olgun meyvesi olan “Tamirci çırağı” şık bir kapak tasarımıyla piyasaya çıktı.1979 başında Amerika Birleşik Devletlerine giden Karaca yurda döndükten kısa bir süre sonra eşi ve oğlunu da alarak İngiltere ve Almanya’ya gitti. Eşi Feride,de Cem’in başka bir kadınla ilişkisi olduğu şüphesi doğmuştu, oğlunu da yanına alarak Türkiye’ye döndü. Eylül ortalarında Türkiye’ye dönen Karaca, Uğur Dikmen’le beraber albümdeki parçaların altyapısını ve şan partisyonlarını kotaran Karaca, klavyelerin ve vokallerin kaydedilmesiyle beraber 1980 yılının başında Almanya’nın yolunu tuttu.Cem’in Almanya’ya gitmesinden bir kaç ay sonra Uğur Dikmen, dönemin ünlü müzisyenlerini bir araya toplayıp, kendi klavyesiyle Karaca’nın da sesinin bulunduğu bantlara diğer enstrümanları da kaydederek albümü piyasaya çıkardı. Davulda, Cezmi Başeğmez, Basta, Melik Yirmibir, Gitarda, Berk Yenal,Flütte, Levent Altındağ ve Sazda, Osman Bayşu’nun bulunduğu bu albüm,1980 yılının Temmuz ayında sadece Almanya’da “Hasret” adıyla plak ve kaset formatında yayınlandı. 12. Eylül.1980 darbesinde Cem çalışmaları sebebiyle Yurt dışında bulunuyordu 12 Eylül yönetimi Askeri Hizmetler Koordinasyon Başkanlığı aracılığı ile bir bildiri yayınladı Şanar Yurtatapan, Melike Demirağ, Sema Poyraz, Selda Bağcan ve Cem Karaca’ya yurda dönüp teslim olmalarını, aksi takdirde vatandaşlıktan çıkarılacaklarını ihtar etti.15 Temmuz 1981 tarihine kadar ülkeye dönmesi için süre tanınmıştı,suçsuzluğunu ispat etmeye çalışan Karaca’nın tüm gönderdiği savunma ve kanıtları ile Annesi Toto Karaca’nın çabaları hiçbir şekilde kabul görmeyince ve verilen tarihe kadar yurda dönmediğinden, Cem Karaca Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Almanya’da çok sıkıntılı günler geçirdi, Yurt içinde kaset ve plakları da yasaklanmış ve eşinden de boşanmıştı. 1987 ‘nin yazında yedi senelik bir sürgünden sonra, Turgut Özal’ın desteğiyle yurda döndü onu sadece çok yakın arkadaşları ve akrabaları karşıladılar. Türkiye’ye döner dönmez, Avukatı Turgut Kazan’la beraber Fethiye Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurdu yapılan başarılı bir duruşmanın ardından aklanıp, Türk Vatandaşlığına kabul edildi.1987 sonbaharında Cem Karaca’nın dönüş albümü “Merhaba gençler ve her zaman genç kalanlar” piyasaya sürüldü ve büyük bir başarı elde etti.1990 senesinde uzun zamandır yapmadığı bir işi yaptı ve bir müzik yarışmasına iştirak ederek Altın Güvercin Şarkı Yarışmasında “Yahya,Yahya “ adlı bestesiyle birinci oldu.Aynı sene 12.albümü “yiyin Efendiler (Yağma Sofrası) piyasaya çıktı.1994 senesinden 1996 yılına kadar bir ulusal Tv.de proğram yaptı ve sahne çalışmalarını birlikte yürüttü ve bu arada da, İlkim Hanımla (soyadını şu an hatırlayamıyorum) yeni bir evlilik kurdu. 07.Şubat.2005 tarihinde ardında kalıcı eserler bırakarak hakkın rahmetine kavuştu ama…maalesef ki, o derin sessizliğin içinde kendisini rahat bırakmadılar ve DNA testi için mezarını açtırdılar.Şimdi sanıyorum ki ruhu dinlenmiş olarak engin maviliklerde yüzüyordur. Rahat uyu benim ilk gençlik dostum ve arkadaşım Muhtar Cem Karaca….
..
Ey büyük atam,Kemal Paşa
Hep Türk’ün kalbinde yaşa
Cumhuriyeti kurdun geçtin başa
29 Ekim’de
Ne mutlu atam sana
Ne mutlu bu cumhuriyeti kurana
Ne mutlu Türk’üm diyene
Dünyaya bir haber saldın
Yıkılmayan bir karar aldın
Koca cumhuriyeti kurdun
29 Ekim’de
Ne mutlu atam sana
Ne mutlu bu cumhuriyeti kurana
Ne mutlu Türk’üm diyene
Düşman yurdumdan çıktı
Anadolu’ya ay yıldızlı bayrağı dikti
Bu cumhuriyeti bize emanet etti
29 Ekim’de
Ne mutlu atam sana
Ne mutlu bu cumhuriyeti kurana
Ne mutlu Türk’üm diyene
Anadolu artık oldu bize vatan
Sahipsiz değil topraktaki kefensiz yatan
Cumhuriyeti kurdu büyük atam
29 Ekim’de
Ne mutlu atam sana
Ne mutlu bu cumhuriyeti kurana
Ne mutlu Türk’üm diyene
..
Otuz altı yıl bitti,henüz dün gibi
Karanlıkda ışıksın,sanki gün gibi
Sakınırım seni ben gözümden bile
Koklamaya kıyamam,gonca gül gibi....
..
Bir gece yarısı geldi deprem,
Eşimi, çocuklarımı aldı deprem
Kıyamet mi kopacak tı, bilmem
23 Ekim de Van ağladı, ben ağladı
Kızımın çeyizleri sandıkta kaldı,
Aşağı,yukarı, sağa sola savruldu
..
Atamız oğuzlar kayı boyuyuz
Orta asyalardan gelen bir soyuz
Yurt olmuş bizlere anadolumuz
Yirmi dokuz ekim bayramımızdır
Malazgirtten alparslanla girmişiz
Selçuklu. Osmanlı derken ermişiz
..
Ampul sökülüp kırılacak,
Varsa bir hesap sorulacak.
Gereken işlem görülecek,
29 Mart da,Pazar gününde.
Bizler hakaretlere doyduk,
Azarlar işitip laflar duyduk.
..
Aylardan Ekim, dışarda kar ve kömür kokusu birbirine karışmış sızdı penceremden içeri.
Aylardan ekim, zamanı gelmiş ekiyorum ayrılıkları birbiri üstüne.
Aylardan Ekim veda havası olsa gerek sert ve soğuk.
..
Dünya; Ne istediğini, neden istediğini, nasıl istediğini bilmeyenlerle dolu...
29.07.2016/Kahramanmaraş
..
Yirmi dokuz ekim.....(cumhuriyetim)
Bu gün yirmi dokuz ekim
Kuruldu cumhuriyetim
Bana atamdan hediye
Canım vatanım TÜRKİYE.
--- Bu gün yirmi dokuz ekim
..
1942’de Charles Pfizer & Co olarak kurulan şirket, 1989 yılı itibariyle 140’tan fazla ülkede faaliyet gösteriyordu. Pfizer geliştirdiği iktidarsızlık hapı Viagra ile 1990’ların sonunda asıl patlamasını gerçekleştirdi. Viagra (başka bir Pfizer markası onu geçene kadar) dünyanın en hızlı satılan ilacı oldu. Şirket 2000 yılında 29,6 milyar dolar gelir elde etti.
Pfızer’ın gerçek yüzü: Pfızer sizin sağlığınızı düşünür, tabii bu işten bir çıkarı varsa!
İlaç fiyatları:
Financial Times’a göre, dünyanın en fazla kâr elde eden 10 şirketinden 5’i ilaç şirketleridir (27.4.2000) . İlaç endüstrisinin tutumlarını mazur göstermeye çalışanlara göre, ilaç endüstrisindeki yüksek kârlar endüstrinin istisnai doğası göz önünde bulundurulduğunda temize çıkmaktadır: “yeni ilaçların araştırma ve geliştirme maliyetleri devasa yatırımlar gerektirir ve yatırımın kendini karşılaması risklidir.” Bu bahanelerin gerçeklerle tabii ki alakası yok. Fiyatlar başlangıçtaki yatırım kendini karşıladıktan sonra bile aşırı yüksek tutuluyor. Yatırım konusu araştırma geliştirme faaliyetlerine gelince: Ar-Ge faaliyetlerinin yürütülmesinde ana belirleyen insanların sağlıkları değil, şirketlerin bulunan ya da geliştirilen ilaçtan sağlayabilecekleri kazançlar. Aldığımız son habere göre insanlığı düşünmekten geceleri gözlerine uyku girmeyen hayırsever şirket yöneticileri, şu anda kendileri için bir uyku hapı geliştirtiyorlar.
..
sarı, siyah, kızıl, kahve saçları,
omuz omuza halaya durmuştu rüzgârla beraber;
barışı alkışlarken elleri.
kuru, soguk, kanlı bir cumartesi karesinde donduruldu
o mavi, masmavi gülüşleri
ahh...
..
Gözlerin bir aşk bilmecesi
Bakışlarında bin türlü mânâ gizli
Çözebilene aşk olsun
(29 Aralık 2006 / İstanbul)
..