“Tuba’m,
“Alçalmadan zıplanamaz.” dedi Kaptan. “Olgun ve dolgun başaklar gibi başın yerde olsun. Deryada bana refakat eden ve ne bildiyse anlatarak beni kendisi gibi şekillendirmeye çalışan arkadaşım o kadar mütevaziydi ki o hal, duruşuna, yürüyüşüne, her davranışına aksetmişti. Sedirde bile ayaklarını altına alıyor, dizüstü oturuyordu. Elleri de genellikle dizlerinin üstünde oluyordu. Hani büyüklerimiz, Mukrim olan Allah’a, bahşettiği nimetler için sofranın başına öyle saygıyla ve sığışmak amacıyla en azından bir dizimizi bükmemizi isterler ya aynen öyle… Dizin birini büküp diğerini dikerek oturma için bile “köpek oturuşu” der, her yerde edebe riayet ederdi.”
“Alçak gönüllü insanları da enayi yerine koyuyorlar, sessiz ve sakin oldukları için.” dedim. Konu açılmışken konuşalım istedim.
“O, onların enayiliğinden değil, kalitesindendir. Başkalarını aşağılamak, hor görmek tasvip edilecek bir şey mi! İnsan topraktan yaratılmıştır. Bulutlardan değil. “Bir kimse Allah için tevazu sahibi olursa, Allah onu insanlar arasında yüceltir.” Tirmizi’den nakledilmiş bir hadistir bu.”
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,
düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta